Salı, Ocak 23

İnceleme: Bright

Netflix tarihinin en yüksek bütçeli orijinal yapımlarından olan Bright, 22 Aralık’ta yayınlandı. Biz de sizler için izleyip, görüşlerimizi derledik. İşte bol SPOILER’LI yorumlarımız!

Önce Türkiye’ye özel yapılan, Netflix’in promosyon zekasını konuşturduğu şu başarılı tanıtım filmine bir göz atın derim! Ben gerçekten filmden beklediğim eğlenceyi ilk burada buldum.


Bright, Suicide Squad ve End of Watch filmlerinden tanıdığımız yönetmen David Ayer imzalı bir Netflix orijinal yapımı. Başrollerini ise insan polis Ward rolünde Will Smith ve Ork polis Jakoby rolünde Joel Edgertorn paylaşıyor.

Hikaye, klasik bir toplumsal sınıflar kargaşası ve dışlanmışlık temasıyla açılıyor. İnsanların orklar, elfler ve daha başka (kentorlar ve periler gibi) mistik yaratıklarla aynı dünyayı paylaştığı alternatif bir evrende geçiyor. Jakoby, teşkilatın tarihindeki Ork ırkına mensup ilk polis. Ortağı Ward ise sorunlu bir tip, kimsenin beraber çalışmak istemediği -nedendir bilinmez- aykırı bir adam. Başta Jakoby’ye gayet kıl, o da zavallım işinde gücünde bir polis memuru. filmin ilk yirmi dakikasında Jakoby ve etrafındaki Ork’lara yönelik öyle ezici bir atmosfer betimlenmiş ki, insan ister istemez bir sempati beslemeye başlıyor onlara karşı.

Sonra tabii filmin bir diğer önemli ögesi olan Elf ırkını, insanlardan soyutlanmış bir şekilde nasıl kibirli ve üstün bir hayat sürmekte olduklarını görüp, çoğu hikayede olduğu gibi Elflere de buradan tilt oluyoruz. Onlar da beklentileri boşa çıkarmayıp, filmin esas kötüsü çıkıyorlar akabinde zaten. Tabii bu kadar sihirli yaratık var, sihrin büyünün hiç bahsi geçmiyor mu? Elbette geçiyor. İşte burada, ‘bright’ diye bir kavramla tanışıyoruz.



‘Bright’ bu sihirli dünyamızda, büyü kullanma kabiliyeti olan yaratıklara verilen genel isim. öğrendiğimiz kadarıyla sadece insan ve Elf bgiht’lar var, insan bright’ların sayısıysa oldukça azınlıkta. Sadece sihirli bir değneğe dokunduğunda anlaşılabiliyor bright olup olmadığın -ki değilsen, değnek seni yok ediyor.

Dolayısıyla tehlikeli bir durum. bu güce sahip Elflerden oluşan gizli bir örgüt var, ki bu İnferni örgütünün de gayesi, binlerce yıl önce yaşamış büyücü bir Elf kral olan Karanlık Efendi’yi (adından belli kötü olduğu, peh) çağırıp dünyaya hakim olmak. Evet taraflarımız böyle.

Şimdi dünyamızı biraz daha yakından inceleyelim.

Sihirli varlıkların özellikleri, her türlü fantastik hikayede duyduğumuz/gördüğümüz özelliklerine benzer olarak tasvir edilmiş. Yani yaratıkların özelliklerinde çok fazla bir değişiklik, bir anormallik yok. Filmin -bence- başarılı yaptığı dünya kurma hamlesi, ABD’de son yıllarda özellikle polis şiddeti vak’alarından ögelerle harmanladığı dışlanma muhabbetini bu ırklar arası dengeye iyi uydurmuş olması. Amerikan polisinin yabancılara bakışı ve tavrı, Amerika’daki azınlıkların sosyal konjonktürüne yönelik manidar ve ince dokundurmalarla aslında fantastik bir hikaye olsa da son derece katı ve sert eleştiriler getirilmiş. Özellikle Ork grupların, siyahi çeteler gibi konumlandırılıp betimlenmeleri bu konuda ciddi bir eleştiri gayesi güdüldüğüne işaret ediyor. Sonra silahlanmaları ve çatışmaları, gece kulüplerinde yaşanan şeyler… Aslında içinde Orklar ve Elfler olsa da, o dünyanın günümüzdeki ABD’den çok da farklı olmadığını hissediyorsunuz.

Oyuncu performanslarını kısaca değerlendirdikten sonra hikayeye ve dünyaya dönebilirim.



Will Smith ve Joel Edgerton zaten şahane bir iş çıkarmışlar. özellikle Edgerton’ın o ağır makyaja rağmen filmin başından sonuna kadar bana hissettirdiği istenmeyen ama saf ve iyi niyetli adam rolü beni o kadar etkiledi ki, infaz edildiği sahnede gerçekten yıkıldım. Sonra küçük dostumuz Tikka’nın yardımıyla geri döndü. Tikka rolündeki Lucy Fry’ı çok fazla eleştiremem, tam gerektiği gibi genç, güçlü ve korkmuş ‘tehlikedeki kız’ rolünü tertemiz oynamış. Her ne kadar karakteri ve hkayedeki işlevi klişe olsa da -yer yer klişeler vardı, evet- genç oyuncu üzerine düşeni yapıyor. Mistik federal ajan Kandomera rolündeki Edgar Ramirez, donuk ve iyi mi kötü mü belli olmayan akranlık tip rolünü yine hakkıyla oynamış, son zamanlarda bu tip karakterlerin aranan adamı zaten Hollywood’da. Ve kötü Elf Leilah rolünde Noomi Rapace, ki kendisi zaten kötü rolleri başarıyla canlandıran bir aktris, yine iyi bir iş çıkarmış bence.

Oyunculuklar üzerinden karakterlere değinmişken, derinlemesine göremesek de bu üçlüyü, Tikka, jakoby ve Ward üçlüsü filmin en dinamik anlarında hep bir aradaydı. Yönetmen Ayer, karakterleri böyle manasız bir kargaşada ama düzgün ve anlaşılır bir biçimde gösterme işinde gerçekten çok başarılı, ki bu çoğu aksiyon filminin en büyük kusurudur -anlaşılmaz ve karmaşık aksiyon sahneleri- ancak belki de tek başarılı olduğu yer bu. Filmde özellikle Tikka’nın düzgün bir şekilde ele alınamadığını düşünüyorum. Başlarda konuşmaması/ Elfçe konuşması ama sonradan İngilizce’ye dönmesi gibi hareketlerle karakterin anlaşılması güçleştirilmiş. Öte yandan Jakoby ve Tikka arasındaki ilişki gerçekten iyi bir esasa dayandırılmıştı, yani her ikisinin de ihanetle itham edilip dışlanması temasına. Sonrasında aralarında oluşan dostluk ve dayanışma ise bence filmin ilginç yanlarındandı. Bu üçlüyü bir devam filminde tekrar bir arada görmeyi isterim.

Ve son olarak filmin finali… Klasik bir mutlu son. Klişe bir mutlu son. Ama size bir şey söyleyeyim mi… Bu beni çok da rahatsız etmedi. Filmin finali özelinde genel bir kanaat beklemem gerekirse, bu film klişe bir film. baştan aşağıya hemde. Bu filmden olağanüstü, görülmemiş bir hikaye, fark yaratan bir kırılma noktası beklemeyin. Görülmemiş değil, ama kesinlikle seyir zevki veren, akıcı ve eğlenceli bir film. İlginç bir dünya alternatifiyle eğlenceli vakit geçirmek isteyen aileler için ideal bir film olduğunu düşünüyorum.

Pelerin Dergi – Aralık 2017 #4

Genelinde filme notum on üzerinden altı buçuk. Benim yer yer güldüğüm, ortalarından itibaren heyecanla takip ettiğim keyif aldığım bir filmdi ama çok da sıra dışı değildi. Soğuk kış akşamlarında keyifli vakit geçirmek isteyen okuyucularımıza tavsiye edebileceğim bir filmdir.