Cuma, Haziran 22

Hepimiz Black Panther’in Killmonger’ıyız

Erik Killmonger Thor’un Loki’si gibi karizmatik bir şov çalan falan değil, başrolü Black Panther’den çalmıyor ya da Jessica Jones’un Killgrave’i gibi dengesiz bir psikopat da değil. Ama şimdiye kadar MCU’da yer almış en inandırıcı, en yürek parçalayan, en kendimizle ilişkilendirip empati kurabileceğimiz kötü. Killmongeriyi değil, ama tamamen kötü de değil.



O bir insan, diğer MCU kötülerinin büyük çoğunluğunun aksine bir motivasyonu var, bir bakış açısı var. Sığ değil. Şimdiye kadar çok kötü geldi geçti MCU’dan, net olarak söylüyorum illa Marvel evrenini katacak olursak Magneto dışında ilk kez bir süper kötü beni tatmin edebildi. Spoiler olacak ama Killmonger öyle bir kötü ki filmin after credits sahnelerinde bile saygı duruşunda bulunuluyor. Ben filmi yüceltemem. En iyi MCU filmi değildi, görsel olarak Dr Strange’ten fazlasını sunmadı, senaryosu tutarlı bile değildi. Hatta yer yer gereksizliklerle doluydu ve hatta MCU’da yer almasa da büyük ihtimalle bir şey kaybetmiş sayılmayacağız. Ama filmi bir konuda takdir ediyorum; MCU’nun ilk motivasyon sahibi kötüsüne kavuştuk. Özellikle Afrika kültürüne sunulan sadakat, bunun kıyafet ve renklerle desteklenmesi, bir taraftan da Killmonger’ın siyahlar mücadelesini işlemesi, her şeyden öte renkli oyunculuklar filmi benim açımdan artıdan da fazla kıldı. Siyahî müzikleri ve filmin esprileri abartılmamış ciddiyet tonu da cabası.



Duygusal bakıyorum evet, Wonder Woman da şahane bir film değildi ancak bu iki film abartılsın veya abartılmasın her halükarda süper kahraman filmlerini niye sevdiğimizi hatırlatıyorlar. Onlar bizim olmak istediklerimiz, belki bir tanrıça ya da kral değiliz; ancak onlar biz olmalıyız, biz sahip olmalıyız o güçlere. Biz, o dünyayı daha güzel kılmak isteyenler. Çarklardan çıkmak isteyenler… İşte biz Killmonger’ız. Her birimiz oyuz. Abarttığımı ben de biliyorum. Ancak şöyle bir düşünün dünyanın, toplumun bizden neler çaldıklarını. İşte Killmonger’dan da onlar çalındı. O bizim eline güç geçince öfkesini kusacak, intikamını alacak halimiz. Bu haksızlığa dur diyecek kişi o, siz büyük dünyanızda bunca rahatlığı yaşarken, ben tek başımaydım deme şeklimiz. O küresel, kapitalist, kodaman güçlere –s…- çekme şeklimiz. Killmonger bir insan, kendinizi rahatlıkla görebileceğiniz derin bir insan.



Filmde ilk çıktığında İngiltere’deki müzeye halklardan çaldıklarını dile getiriyor. Ne yapmıştı Avrupa, sömürmüştü bütün dünyayı, güneş asla batmayana kadar. Amerikalıları ırkçılığın pençesinde görüyoruz, tabi kolay değil onca kıta yerlisini katledenlerin, kölelik gibi insanlık dışı ve aptalca bir olay için savaşanların, otobüslerde siyahları öne oturtmayanların, siyahlara farklı tuvalet yapabilecek kadar aşağılıklaşabilenlerin, teröre din maskesi giydirenlerin, dünyayı düz görenlerin, homofobiklerin torunları olmak. Almanya Yahudileri katlederken dünya izledi. Yahudiler bugün dünyadan intikam alıyor, istediğiniz kadar kızın; hak ettik bütün bu sessizliğimizle. Sırplar ırkdaş oldukları fakat farklı dinden diye katlettikleri Boşnakları umursamazken dünya yine izledi. Dünya hep izler acıları, ucu kendilerine dokunana kadar izler. Dünya sadece kınar. İşte Killmonger bu yüzden önemli. Uğruna savaştığı bir dava var. O dava uğruna öyle yerlerden, öyle savaşlardan geçmiş, öyle öldürmüş, öyle haksızlıklara uğramış, öyle harcanmış ve kaybetmiş ki aslında haklı. Gün batımından fazlasını hak ediyordun. Çocukluğunu vermek isterdim sana Erik.



Drama bağladığım için affedersiniz ancak yaram var. İnkâr etmeyin, hepiniz az çok bu yaralara sahipsiniz. Öyle bir ülkede, öyle bir dünyada yaşıyorsunuz. Killmonger kolaylıkla anlayabileceğimiz bir karakter. Tuttuğu kini anlamak mümkün, abartılı veya değil yerinde davrandığını düşünüyorum. Onun yerinde kim olursa olsun sabrı taşıp kafayı sıyırabilirdi. Spoiler odur ki, filmde Erik’in babası N’Jobu’nun bir Wakanda prensi olduğunu, Amerika’ya gönderilmiş bir ajan olduğunu fakat orada siyahların davasından etkilenip ülkesinin kaynaklarını kullanmak üzere Wakanda’ya ihanet ettiğini öğreniyoruz. Bunun için vibranyum çalmak üzere Ulysses Klaue ile işbirliği yaptığını öğreniyoruz. N’Jobu’nun amacı nedir? Wakanda’nın izole politikasının dışına çıkmak, çoğunluğun iyiliği için savaşılmasını sağlamak. Oysa nesillerdir krallar bu yolu tercih etmek yerine dünya birbirini katledip insanlar açlıktan, savaşlardan, adaletsizliklerden acı çekerken kendi mükemmel küçük ütopyalarında kalmayı seçmişler. Uydurdukları kalıp da güya gizli kalarak geleneklerini korumak ve ortaya çıkmamakmış. Black Panther’in rüya sekansında bütün kendinden önceki kral atalarına söylediği üzere ‘Hepiniz yanılıyorsunuz!’.



N’Jobu boş yere öldü. Oğlu da öyle. Hatta daha kötüsü, oğlu travmalarla dolu bir hayat yaşayıp sonunda bir kötüye dönüştü; ancak iyi bir kötüye. Black Panther’in babasının kafası nasıl bir kafadır ki kardeşinin ölümünden sonra oğlu Erik’i bir başına bırakır? Ülkesi için yaptığını söylüyor, bana kalırsa kardeşinin ölümünü hatırlatan bir şeye dayanamayacağı için böyle yaptı, suçlu hissetmemek için. Düşünün babasını kaybetmiş bir siyahîsiniz, hem de ülkenin siyah çalkantılarıyla dolup taştığı bir dönemde öksüz kalmışsınız. Fakat siz biliyorsunuz ki soylu kanı taşıyorsunuz, ölen babanız bir prens. Kuzenleriniz rahatlık, konfor ve zenginlik içerisinde yaşarken siz çaresizliklerle tanışıyorsunuz. Tam ait olmadığınız fakat kültürüyle yetişen bir ülkeye Afganistan’da savaşarak hizmet ediyorsunuz. Öldürüyorsunuz. Tüm hayatınızı sizden çalanların çocuklarına bilenerek kuruluyor, kuruluyor ve kuruluyorsunuz. Kaybolmuşsunuz, reddedilmişsiniz hem de kendi aileniz ve akrabalarınız tarafından yalnız bırakılarak. Acı çekiyorsunuz, bu acı öfkeye dönüşüyor. Tıpkı Anakin Skywalker’ın Darth Vader’a dönüşmesi gibi, onun kadar ikonik olmasanız da veya onun gibi maske takmasanız da, ondan kat ve kat sıradan, bizden olsanız da aslında hak ettiklerinize sahip değilsiniz. Mesele zenginlik değil, mesele idealler.



Bu arada bunları söylerken T’Challa’yı yani biricik Black Pantherimizi suçladığımı, onu hor gördüğümü de sanmayın. Tıpkı bir kral gibi davranıyor, şımarık değil. Sorumluluklarının bilincinde ve kalbi temiz. Olabilecek en makul iyilikte, tıpkı bir kahraman gibi. Yeri geldiğinde masaya yumruğunu koyup atalarının hatalarından ders çıkarabilecek kadar da ileri görüşlü. Ancak bu aşamaya gelebilmek için babasının sevgisine ve çocukluğundan beri tabi tutulduğu bir eğitime sahip olmuş. Etrafı güzellik ve teknoloji ile sarılı, kardeşi, annesi, sadık askerler ve insanlarla dolu bir ülkede yaşamış. Yani babasının ölümünün acısını bile yaşayamadan kral olmaya hazırdı pek çok açıdan. Oldu da. Zamanı gelince tahtını canını acıtan yanlışları düzeltmek için kullandı.



Peki ya Erik? Bu şansların hiçbirine sahip olmadı. İki temiz yürekli kuzen onlar aslında, ancak onları şekillendiren tecrübeleri olmuş. Erik açısından Wakanda, siyahların bir ütopyada yaşadığı bir yer. Irkçılıktan uzak, tasasız, özgür, zengin bir ülke. Ancak hoş karşılandığı bir yer de değil. Ait olduğu asıl memlekette dışlanan bir yabancı. Onun ömrünü çalan da tam olarak bu aslında, onu bu hale getiren de bu. Hala devam ediyor bu dışlanmışlık, babası öldüğünden beri. Wakanda’nın dünyaya kapalı politikası, sadece dünyaya değil dışarıdan olabilecek herkese kapalı. Bırakın dünyayı kendi ırkdaşları olan siyahlar onca acıları çekerken, sömürülürken, itilip kakılırken, köle gibi kullanılırken buradaki siyahlar rahatlık ve bolluk içindeydiler. Acımasız gerçek bu, kandaşları Erik bile güya buraya ait değil. Neredeydiler Sivil Savaş’ta, onca köle alınıp satılıp tecavüz edilirken? Üstelik dünyanın dört bir yanına ajanlar göndermiş olup, bütün bunlardan haberdar olmalarına rağmen hiçbir şey yapmamışlar. Black Panther’i bir kahraman mı yapar bu? Batman sadece Gotham’ın kahramanı mıdır? Superman dünyayı mı kurtarır, Metropolis’i mi? Bu mudur kahramanlık, insanları köleliğe terk etmek? Erik’in ve siyahların ve çoğu halkların dünyaya kızmakta çok fazla hakkı var.



Kızıl veya siyah bir tene sahip olmak beyazlar dünyasında damga sahibi olmak demek. Siyah demagojisi yaptığımı düşünmeyin, epey siyah arkadaşım oldu. Kültürlerini yakından gördüm. Sevdim. Afrika’nın dingin ve rahat savanlığını tanıştığım pek çoğunda hissettim. Onlarla safari hissim vardı, ülkelerine gitmeden. Hepsi iyidir demiyorum. Ama Mandela’nın 27 yıllık hapis hayatından sonraki beyazlara olan affını hangimiz yapabilirdik? Hangimiz Martin Luther King Jr’ın zorluklarını yaşayıp bir idealin sonucunda öldürülebilirdik. Hepimiz öyle ya da böyle Malcolm X gibi, Muhammed Ali gibi öfkelenecektik. Gözünüzü kapatıp siyah olduğunuzu hayal edin ve Killmonger’ın çocukluğunu yaşadığınızı. Siz de aynısını yapardınız. Daha ötesi Black Panther’den, filmden bağımsız bakarsanız Killmonger’ın yaşadıkları Obama öncesinde siyahların yaşadıklarıyla düşünülerek daha iyi anlaşılabilir. Ayrıca Michael B. Jordan’ın oyunculuğu da takdire şayandı. O kadar kötü geldi geçti MCU film ereninden, ödüllü ve gerçekten büyük oyuncular tarafından canlandırıldılar; fakat bana kalırsa şimdiye kadarki en tatmin edici kötü (Film evreni için konuşuyorum, yoksa Kingpin ve Kilgrave’e ayıp etmiş olurum.) Michael B. Jordan’ın Black Panther’i idi.



Wakanda Marvel’ın çizgi roman evrenine 1966’da dâhil oldu. Dönemin siyah fanları ve çizgi roman yaratıcıları Black Panther’in hikâyesini o kadar sahiplendiler ki Wakanda yeni hikâyelerle sadece ‘Eğer bir Afrika ülkesi koloniciler tarafından fark edilmese ve el değmemiş, fethedilmemiş kalsa nasıl olurdu?’ deneyinden fazlası oldu. Wakanda bir siyahlar ütopyasıdır. Bunu kanında, iliklerinde hisseden tüm siyahlar açısından da kimse kusura bakmasın onlara ithaf edilmiş bir filmdir. Erik gibi tüm çocuklar babalarından Afrika’nın ne kadar şahane güzellikte olduğunu duyarak büyüdüler Amerika’da ve başka yerlerde. Kölelerin torunlarıydılar. Özgürlüklerinin bedelini ağır ödediler. Her daim bir Wakanda hayaliyle yaşadılar. Black Panther filmi MCU’dan bağımsız olarak Wakanda’yı, siyahların dünyasını ve Killmonger’ı bence çok güzel tanıttı. Erik Killmonger’ın hikâyesi trajik bir hikâye, hakkında çok fazla soru var. Esasında bu zor sorular tüm siyah hareketleri açısından bir yüzleşme de aynı zamanda. Wakanda’daki klanların durumunu da düşünecek olursak siyahların çeteleşme hareketlerini de anlayabiliriz. Ama her şeyden öte acımasız bir katil Killmonger. Ancak yine de Killmonger bir kötüden fazlasıydı. Kırılgan bir insandı, acılar ve zorlukların üstesinden gelmeye çalışan öfke dolu duygusal bir ruh. O hepimiz, hepimiz Erik Killmonger’ız.