Pazar, Haziran 24

İnceleme: Tomb Raider (Spoilerlı)

Oyun aleminden pek çok kült oyun geldi geçti. Öyle bir alemdi ki bu kitap, dizi veya filmler gibi zihinlerimize hücum ettiler. Kimisi onlardan bile popüler oldular. Sonuç olarak durdukları yerde sınırlandırılamayacak kadar sevdirdiler kendilerini. Birincileri bitti, ikincileri geldi, üçüncüleri geldi, yamaları geldi, görseli uçuran remakeler geldi, çağ atladıkça teknoloji görseller de değişti… Öyle ya da böyle oyun sektörü uzun yıllardır bizlerin hayatının platformdan platforma hatırı sayılır bir parçası. Şimdi öyle bir hale gelindi ki o kocaman açık evrenler ile kendi hayatımızın gerçekliğini sorgular olduk. Sanki kendi yaşadığımız evren de açık evren bir simülasyon gibi gelmeye başladı. Oyunlar bile yapay zekanın ötesini görecek kadar geliştiler.



Öte yandan bu oyunlar kendi evrenlerinden taşıp kitaplara, dizilere ve filmlere de dahil oldular en sonunda. Kapitalizm hiçbir şeyi cılkını çıkarana kadar bırakmaz. Resident Evil serisi, Assassin’s Creed, Hitman, DOOM, Mortal Kombat, Street Fighter, Warcraft, Max Payne… daha sayabileceğimiz niceleri… Nice dediğime bakmayın bu filmlerin büyük bir çoğunluğu berbattı. Çok azı Resident Evil gibi uzun soluklu olabildi. Kalite yoksunuydular ve daha da öte vizyon eksikliği ile cebelleştiler. Oyun filmleri neden kötü oluyor bir başka yazının konusu olsa da bu kervana son (yeniden) katılan ismimiz: Tomb Raider.

Çocukken oynadınız mı bilmiyorum fakat denemenizi öneririm. Oyun aleminin feminist karakterlerinden Lara Croft, dünya çapında Indiana Jonesvari bir mezar yağmacısıdır. Atletik ve güzel olduğu kadar dedektif zekası ile de pek çok bulmacayı çözer, kimsenin giremediği yerlere egzotik ormanlara adapte olur. Türlü yeteneğiyle taş çıkartan bir gezgindir; sıkı dövüşür, oradan oraya zıplar, yüzer, çeşit çeşit araç kullanır falan filan. Onunla bütünleşen iki tabanca taşır ancak neredeyse her silah konusunda da uzmandır. Yakın dövüş silahlarından ok ve yaya kadar elinde pek çok nesneyi görürüz. Oyunları atlamalı zıplamalıdır, doğanın sertliği ve antik yapılar ile bezelidir. Bu yapılan film ilk filmi değil oyun serisi hala devam eden Tomb Raider’ın. Angelina Jolie’ye en aşık olunan dönemde iki filmlik bir seri ile arzı endam etmişti sinemada 2000li yılların başında. Onların da konusunu açacak olursam bu yazı uzar gider. O yüzden direkt hikayeye geçeyim.



Hikaye şöyle başlıyor: ‘My name is Oliver Queen. After five years on a hellish island…’. Ups, yanlış hikaye. Kahramanımız Lara kuryelik yapan, kirasını bile zor yetiştiren genç bir kadındır. Bir taraftan da dövüş yapıp yeniliyor ve bisiklet yarışında yakalanması gereken kaçan tilki olup karakolu boyluyordur. Yani başını belaya sokabilme kabiliyeti epey yüksektir. Arada babasıyla ilgili anılarını hatırlayıp onu özlemektedir. Karakola onu kurtarmak üzere gelen koruyucu gardiyanı kıza aklını başına toplamasını söyler. Hikaye de esasında burada başlamaktadır. 7 yıl önce babası bir yolculuğa çıkmış ve dönmemiştir. Arama çalışmaları sonuç vermemiş ve bulunamamıştır. Onun ölümünü herkes kabul etmiş fakat Lara inanmamıştır. Bu yüzden gurur yapıp soylu Croft sülalesinin bir üyesi olarak sahiplenmesi gereken mirası bir kenara bırakmış, halkın arasına karışmıştır. Ancak gardiyanı ona bütün bu mirasın, özellikle de Croft Köşkünün sahip çıkmazsa elinden gidebileceğini, artık babasının ölüm belgesini imzalayıp mirasını koruması gerektiğini söyler. Bunu yapmak üzere babasının şirketine gelir. Tam babasının ölüm belgesini imzalayacakken ona bir bulmaca bıraktığını öğrenir. Bulmacayı açar, çözer ve bu onu babasının köşkte bulunan sembolik mezarına yönlendirir. Mezarın altında gizli bir oda keşfeder. İpuçlarını toplayıp babasının aslında yakması vasiyetinde bulunduğu kaynakları kullanarak Japonya’ya yol alır. Nasıl gidiyor buraya kadar, klişeleri özlemişsinizdir umarım.

İşte filmin başında da anlatıldığı üzere Japon büyücü bir kraliçe vardır, sadece dokunarak insanları öldürmekte ve ordularının zihinlerini yönetmektedir. Ama sonunda kendi ordusunun generalleri tarafından yakalanıp Şeytan Denizi’nin ulaşılması imkansıza yakın uzak bir Japon Adası’nda bubi tuzaklarıyla dolu derin bir mezara gömülmüş ve dünyanın geleceği korunma altına alınmıştır. Trinity diye uluslararası bir organizasyon binlerce yıldır dünyayı yönetme planının parçası olarak onun mezarını ele geçirip açmak istemektedir. Efsaneye göre uykusundan uyandırılan büyücü dirilecek ve tüm dünyayı gazabıyla yok edecektir. Trinity onu silah olarak kullanmak istemektedir. Lara da efsaneden bağımsız olarak babasını bulmak istemektedir. Bunun için Japonya’ya gelir, babası ile anlaşıp 7 yıl önce onunla beraber kaybolan kaptanın oğlunu bulur ve onunla evlatlar olarak adaya doğru yola çıkarlar. Ee Trinity boş durur mu, zaten adada bulunan birliklerinin başında bulunan ve ayrıca Lara’nın babasının katili olan psikopatı onu yakalamak üzere görevlendirir. Lara babasının yak dediği kaynakları düşmanın ayağına getirmiştir. Lara’yı kullanıp emellerine ulaşmak üzere bubi tuzaklarıyla dolu mezara girmeye çalışacaklardır. Ayrıca Trinity bir şekilde oraya getirdiği insanları köle gibi çalıştırmaktadır. Bakalım kahramanımız onları da kurtarabilecek midir?



Filmin spoilerlı hikayesi bu arkadaşlar. Ayrıntıları da var, zaten tahmin edilebilir bir hikaye olduğu için kendiniz de boşlukları tamamlayabilirsiniz. Angelina Jolie versiyonlarını çocukken Türkçe dublaj olarak izledim. O yüzden İngiliz aksanı var mıydı bilmiyorum o filmlerde. Ancak Alicia Vikander’in duru oyunculuğu ile bütünleşen Tomb Raider bu kahramanın İngiliz olduğunu çok güzel bir şekilde verebilmiş. Kendisi son birkaç senedir gündemde olan bir oyuncu. Oyunculuğu konusunda hiçbir şikayetim olmadı. Çaresizliği de, dövüşlerdeki azmini de, karakterin duygusal tarafını da iyi vermiş.

Gelgelelim film bir orijin filmi. Basit senaryo, basit ve sığ karakterler, basit dedektifçilik, klişe ve belli açılardan kopuk bir hikaye… daha bu konuda çok şey söylenebilir. Yazımın sonlarına gelirken film hakkında tek diyebileceğim bir şans verilebileceği. Lara Croft’un aşırı aşırı seksi bir oyuncu tarafından canlandırılmaması ne yalan söyleyeyim hoşuma gitti. Bugünlerde aktivizm satıyor. Bunu kabul etmek zorundayız. Feminizm de bu cepheden yükseliyor. Ben filmde ‘Little girl’ dışında Lara Croft’un cinsiyeti hakkında bir yargıya varılabilecek tavır görmedim. Yani karakter bir oyundan uyarlanmasa pekala erkek de olabilirdi kadın da. Bu durum filmin artısı. Klişe cinsiyet kalıplarına girip gözümüze sokmaya çalışmamışlar. ‘Karakter dişi, bak nasıl da dünyayı kurtarıyor. Yaşasın!’ gibi bir algı sezinlemedim filmde. Filmin duygusal tabanında ise baba, kız ve ada gereksiz Arrow polemiğine girişilmiş maalesef. Karakterlerin birkaçı ciddi ciddi akılda kalmayacak kadar gereksizdi. Öyle böyle değil yani. Kötümüz ise Trinity’e çalışan 7 yıldır adada kalmış olup yalnızlıktan psikopata bağlamış olan ve çocuklarına dönmek isteyen soğukkanlı bir katil. Motivasyonu yok, boş ve sığ olduğu söylenebilir.



Genel olarak şans verilebilir, izlenebilir, belki keyif alınabilir çerezlik bir film. Son yapılan King Kong filmini ve Mumya 3’ü hatırlattı ki onlar epey berbatlardı; ancak bu filmlere nazaran belli açılardan daha iyi ve ayakları yere basan bir film olmuş diyebilirim. Yıl olmuş 2018, bize bunu mu sunuyorlar diyerek izlerseniz ve beklentilerinizi yüksek tutarsanız memnun ayrılmazsınız. Sırf Tomb Raider fanı olduğum için geldim diyecek olursanız da hatırlatayım bu film bir karakter gelişimi filmi. O bildiğiniz güçlü kadın imajını değil, zar zor hayatta kalan bir kahramanın beceriksizce işleri halledişini izleyeceksiniz. Gelişim aşamasında genç bir Lara Croft var karşımızda. Oyunlara karakteristik göndermeler yok diyemem ancak sanki Tomb Raider ile alakası yokmuş gibi çekilmiş hem filmlere hem oyunlara orijin olabilecek nitelikte bir giriş filmi. Devamı gişeye bağlı olarak gelecektir. Piyasada bir durgunluk hakim, o yüzden gişe konusunda şansı var. Ben iyimser yaklaşarak devam filmlerinde gerçekten güzel bir şey çıkarabilme ihtimallerine bağlı olarak şans verilebilir diyorum. Büyütülecek bir film değil ama. İzlemezseniz hiçbir şey kaybetmiş sayılmazsınız.

Puanım: 5.7/10