Çarşamba, Mayıs 23

İnceleme: The Lost Boys: Vampirler Kasabası

1980’ler, korku sineması açısından oldukça verimli ve kaliteli yapımlar içeren bir dönem olarak bilinir. The Lost Boys da bu kaliteli yapımlar arasında yer alıyor. Korku-komedi türlerini içeren yapımın yönetmen koltuğunda Joel Schumacher (The Phantom of the Opera, Batman Forever, Batman and Robin) oturuyor. Ailevi ve maddi sorunlar sebebiyle Lucy iki oğlu ile birlikte bir sahil kasabasında yaşayan babasının yanına yerleşir. Kasabanın gerçekleşen ölümlerden dolayı “Cinayet Kasabası” olarak anılmaktadır. İlerleyen günlerde kasaba hakkında bilmedikleri korkunç bir gerçeği keşfederler. Ölümlerin arkasında bir grup vampir bulunmaktadır. Bu korkunç gerçeği keşfeden Sam, abisi Michael’ın da onlardan birisi olma yolunda olduğunu fark eder ve hemen harekete geçer.

Senaryosu itibariyle korku ve komedi ögelerini başarılı bir şekilde ele alıyor. Filmin başlarında cinayetleri işleyen kişi veya varlık gizli tutuluyor ki böylece seyircinin bu konuda merakı artıyor. Ayrıca karakterlerin özellikleri ve davranışları da seyirciyi filme çeken önemli unsurlardan oluyor. Vampirlerin bir grup motorcu holigan olması filmin orijinal ve ilgi çekici yanı olarak yerini alıyor. Özellikle vampirlerin plastik makyajları ve tasvirleri bir harika. Vampir oldukları anlardaki dehşet verici halleri seyircinin zevkle izlemesine sebep oluyor. Mizah ögesinin de Wes Craven filmlerindeki gibi (Nightmare on Elm Street, Scream) ölüm anlarında daha çok kullanılıyor olması işe yarayan ve zekice bir taktik oluyor. Filmin sürpriz sonu da seyirciyi oldukça şaşırtıp memnun etmeyi başarıyor. 1 saat 37 dakikalık ideal süresi ile sıkmadan akıp gidiyor.

Filmin başrollerinde yer alan Kiefer Sutherland oldukça iyi bir iş çıkarıyor. Vampir çetesinin başı olan David karakterinin soğuk, deli ve vahşi havasını başarılı bir şekilde bizlere yansıtıyor. Edgar Frog karakterini canlandıran Corey Feldman’ı da oldukça başarılı buluyorum. Küçük yaşta bu ve Gremlins, The Goonies ve Stand By Me gibi başarılı filmlerde oldukça güzel bir performans sergiliyor. Genel olarak film, oyuncular açısından da hayal kırıklığına uğratmıyor. Efektleri yönünden çekildiği sene için oldukça tatmin edici oluyor. Dediğim gibi özellikle vampirlerin plastik makyajı bir harika. Kullanılan müzikler ise çekildiği döneme ait rock müzikleri oluyor ve filmin havası ile de uyum sağlıyor.

The Lost Boys, konusu itibariyle oldukça sevilen ve popüler olan, 80’ler korku sinemasının başarılı yapımları arasında yer alan keyifli bir vampir filmi. Eğer siz de nostaljik hissediyorsanız, korkarken gülmek de istiyorsanız ve 80’ler havasını içinize çekmek isterseniz bu film tam size göre.