Çarşamba, Mayıs 23

İnceleme: Teen Titans: The Judas Contract

Merhabalar çok sevgili Çizgi Evreni sakinleri, sizleri yine laptop ışığında geçirdiğim yalnız bir geceden selamlıyorum. Bugün kısa bir şekilde, DC ve Warner Bros. ortak yapımı olan yeni animasyon Teen Titans: The Judas Contract’in şöyle bir üzerinden geçeceğiz. Yani yine bir animasyon incelemesiyle karşınızdayım 🙂 İncelemelerde ne kadar iyiyim tartışılır ancak bugün yazacaklarımda büyük bir çoğunluğumuz hemfikir olacaktır diye düşünüyorum.Görünen köy kılavuz istemez hesabı..Çok uzatmadan başlayalım iyisi mi.

Teen Titans: The Judas Contract, aynı isimli çizgi romanından uyarlama bir animasyon olmasının yanı sıra geçen sene çıkan Justice League vs Teen Titans’ın devamı niteliğinde. Justice League vs Teen Titans’ı izlediniz mi bilmem ancak DC Animasyon filmlerinin unutulmaz eserleri arasında sayabileceğimiz türden bir film değil kesinlikle. Aldığı eleştiriler ve önceki filmin hali de düşünülünce malum, filmimizi sevdiceğine kavuşacak bir genç kız edasıyla beklediğim söylenemez. Normalde çok hevesli olurum, indirirken bekleyemem internet hızına falan söverim ama bunda vakit nasıl geçti anlayamadım. Filmden beklentim düşüktü sonuçta, ve elbet haklı da çıktım. Film konuyu işlerken hikayesinden ve karakterlerinden çok şey kaybediyor.

Robin, Blue Beetle, Beast Boy, Raven, Starfire ve tabiki Nightwing’den oluşan takımımıza bu filmde ek olarak Terra katılıyor. Bu sefer karşılarında bir Deathstroke ve Brother Blood işbirliği var. Brother Blood bey, Tanrı Kompleksi dediğimiz kontrol edilemeyen bir narsistliğin sebep olduğu bu psikozdan nasibini oldukça fazla almış bir abimiz. Deathstroke ile alakası ise şu, gerçek bir ilah olma yolunda, üstün bir güç arayışında olan karakter, aradığı çözüm önerisini Teen Titans’ın güçlerini absorbe edip kendine aktarmakta buluyor. Ancak bu işlemi gerçekleştirebilmesi için Teen Titans üyelerine ölü veya diri, etkisiz halde ihtiyacı var. Bunun için de (tezahürat istiyorum) Slade Wilson’a geliyor ve bir sözleşme imzalıyorlar. Böylelikle operasyonumuz başlıyor. Konu kısaca bu şekilde, detaya girmek istemiyorum. İzlemek isteyenler izlesin. Bana sen spoiler verdin daha neyini izleyeyim yok bilmem ne de demeyin hiç, hem filmin adı hem de önceden çıkan çizgiromanı zaten kardeşim benim konum budur diye bağırıyor. Bozuşmayalım hahahah.Film daha önce de dediğim gibi konusundan ve karakterlerden çok şey kaybetmiş. Konuyu işlemeye çalışırken aynı zamanda karakterlere süre ayırmaya çalışmak bu kadar da zor olmamalı aslında. Kısıtlı bir süre ile böyle bir çizgiromandan neler çıkartabiliriz diye düşüneceğinize, karakterleri nasıl işlesek güzel olurdu diye düşünseymişsiniz keşke. Terra hariç karakterlerin hepsi askıda kalmış diyebilirim rahatlıkla. O da Terra karakterinin hikaye açısından bulunduğu konumla alakalı bir gereklilik aslında, onu bari becerin değil mi?

Ancak karakterler bakımından gerçekten büyük bir boşluk vardı özellikle Deathstroke, Nightwing, Robin, Starfire gibi karakterlere daha dikkatlice yaklaşılması gerekiyordu. Mesela Deathstroke’u filmde sadece bir obje olarak gördüm diyebilirim. Sadece filmin gidişatını etkileyen bir sebep olması ve olay örgüsünde bulunduğu konum nedeniyle filme sokulmuş gibiydi. Kesinlikle tatmin etmedi. Ne geçmişine ne düşüncelerine dair bir şey görebildik. Sadece yoklamada devamsızlığı gözükmesin diye derse gelen, okulunu uzatmama derdinde olan öğrenci misali, orda olması gerektiği için koymuşlar filme resmen. Büyük haksızlık. Bunu sadece Slade için değil, genel olarak  hepsi için yapmışlar, dedim ya karakterler hep havada kalmış. Birey olarak incelemeyi geçtim karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri bile olması gerektiği gibi değildi. Bir yandan konu işlenmeye çalışılırken aynı zamanda Starfire ve Nightwing’in ilişkilerini ilertetme derdi, Terra’nın kendi içinde yaşadığı problemler ve karakterin “jeopolitik konumu açısından çok önemli olan Türkiye” edası, Blue Beetle’ın ailesi ile olan problemleri vs vs hepsine değinip, uğrayıp, bir arkadaşa bakıp çıkmışlar. Nightwing ve Robin’in ilişkilerini ve diyaloglarını daha detaylı görmek isterdim özellikle, çünkü genelde en sevdiğim ikili olur kendileri. Bu şekilde sevdiğim karakterlere haksızlık yapılması beni üzdü.

Ancak güzel yönleri de vardı, mesela Terra. Karakter bakımından tamamlanmış olarak gördüğüm tek kişi.. Düşünceleri olsun, yer yer flashbackleri olsun, kaldığı büyük ikilem olsun güzelce yazıldığını söyleyebildiğim tek kişi idi. Amma ve lakin tek başına, büyük bir şovu götürmesini bekleyemeyiz, jeopolitik konumu bunu değiştirmiyor maalesef.

Filmde eğlendiren zamanlar da oldu, hemen öyle çok gömdün falan demeyin. Mesela bir iki espri hoşuma gitti. Dövüş sahneleri  iyi denebilir. Aslında konusu çok güzel, ince elenip sık dokunsa ve karakter gelişimine önem verilse ortaya harika işler çıkabilirdi. Ses aktörlerini de beğendim. Miguel Ferrer (Deathstroke) ve Christina Ricci (Terra) en beğendiğim aktörlerdi. İkisi de karaktere olması gereken duyguları yansıtacak şekilde can vermiş ağızlarına sağlık. Şuan eklemek istediğim başka bir şey var mı diye kendimi zorluyorum ama sanırım yok olursa editlerim mutlaka. Kendi yazıma rez atıyorum..

Filmi çok da beğenmediğim aşikar. Eleştirdim, ağır diyebilirsiniz veya yerli diyebilirsiniz size kalmış.Bana göre ortalama bir filmdi. 6/10 puan veririm en fazla.Sizler de izlemek ve yorum yapmak isterseniz filmi her yerde bulabilirsiniz, torrentte de film sitelerinde de var. Yazımız da tam burada, olur ki “Hayır Beyza’cığım sen şurada yanlış düşünmüşsün.” diyeniniz çıkar, tartışmalara açığım, buyrun gelin 🙂 Neyse şimdilik buarda bırakalım, bir sonraki yazımızda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın!