Cuma, Nisan 27

İnceleme: Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi

Şu an bu yazıya nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Sizlerde iyi huylu bile olsa bir önyargı oluşturmak istemem. Star Wars benim için sizler kadar anlam ifade ediyor. O yüzden tüm söyleyebileceğim her ne olursa olsun, iyi veya kötü de olsa, eleştirmenler yerseler de övseler de gidip izlemeniz gerekiyor. Unutmayın Güç’ün hiçbir zaman tek bir tarafı olmamıştır.

Son Jedi yayınlanmadan önce Güç Uyanıyor’dan beri belli başlı sorular, belli başlı teoriler vardı. Rey’in ailesi kimdir, onlara ne oldu? Snoke kimdir, nasıl bu kadar imkana sahip oluyor? Daha pek çok soru olsa da en çok sorulan sorular bunlardı. Bu film bunları cevaplıyor muydu derseniz bunun cevabını size veremem, spoiler olur. Ancak şüpheniz olmasın bu sorular cevaplanmış olsun olmasın filmin sonunda yeni sorular da sormaya başlayacaksınız.

Filmin konusu basitçe şöyle:

Direniş, İlk Düzen ile savaş halindedir. Ancak tam yendiğini sanırken İlk Düzen’in onları hyperdriveda da takip edebilecek bir teknolojiye sahip olduğu ortaya çıkar. Köşeye sıkışan Direniş Leia Organa’nın önderliğinde, Poe Dameron, Finn, Rose Pico, Amiral Amilyn Holdo ile beraber kurtuluş aramaktadır. Tüm bunlar olup biterken Rey, Luke’un isteksiz olarak verdiği eğitimine başlar. Adadaki Güç Ağaçları ve adanın karanlık tarafı ona seslenmekte, onu çağırmaktadır. Kimliğini aramakta, Güç ile bağlantısını çözmeye çalışmakta ve rehbere ihtiyaç duymaktadır. Öte yandan Kylo Ren yeniyetme Rey’e yenilmiş olduğu için ustası Yüce Lider Snoke tarafından azarlanmakta ve başında General Hux’ın bulunduğu ordularla Direniş’e saldırmaktadır. Ancak Rey ve Ren arasında ilginç bir Güç bağlantısı ortaya çıkar, zihinleri bağlanmış, galaksinin bir ucundan bir ucuna iletişim kurmaktadırlar ve birbirlerini kendi saflarına çekmeye çalışırken bir şekilde duygusal da bir bağ kurarlar. Bakalım kim başarılı olacaktır?

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama bu yazıyı yazarken bilinçli olarak konudan kaçıyorum. Sizi cidden etkilemek istemiyorum. Ancak gelin görün ki film hakkındaki fikirlerimi yazmak zorundayım. O yüzden öncelikli bir uyarı olarak buradan sonra yazan yazıları okumak zorunda değilsiniz. Yazacaklarım spoiler değildir fakat etkilenmenizi istemediğim düşüncelerimdir.

Arkadaşlar animasyon filmini de sayarsak toplam on filmi çıktı Star Wars’un. Diğer tüm çizgi roman, öykü, roman, animasyon dizileri vesaireyi hesaba katmayıp subjektif bir sıralama yapacak olsam muhtemelen bu film 5. sıramda falan olurdu. Son zamanlarda hem yerilecek hem övülecek tarafları olan kült filmlerin yapılıyor olması üzmüyor diyemem. Justice League ve Star Wars gibi eski, ancak çağ başlatan işlerin daha iyilerini hak ettikleri görüşündeyim. Filmin sonlarına doğru yalvardığım, sonunu görerek lütfen bunu yapmayın dediğim bir durum oldu. Force Awakens’a en çok kızılan konu A New Hope’a olan benzerliği idi. Bu filmin üç önemli ayrıntısı var: biri Luke’un ustalığı ile ilgili orijinal üçlemenin 1. filminden, bir diğeri Rey’in eğitimine dair 2. filminden, diğeri ise Kylo Ren ve Snoke, Rey ve Luke usta çırak ilişkileri hakkında 3.filminden esinlenilmiş, alınmış, onları hatırlatıyor… Artık siz izledikten sonra hangi yorumu yaparsanız o. Ancak ben göz göre göre gelen şeylerden hoşnut kalmadım.

Huzur:

Film hakkında bol aksiyonlu diyorlar. Evet bu doğru. Boş bir an yok filmde. Her şey çok güzel serpiştirilmiş. Sevmediğim karakter yok. Kylo Ren bir gün sevebileceğimiz bir kıvama gelecek demiştim. Bence geldi de. Derin, duygusal bir karakter. Vader’dan daha deli, daha çocuk, daha duygusal. Ne babasından ne de dedesinden o karizmayı almamış. Kendine has, çelişkili bir karakter. Bir haberde Dark Knight filminin Heath Ledger Joker’inden bu yana gelmiş en iyi kötü olarak yazılmış. Bana kalırsa fazla uçmuşlar. Ancak yine de filmde sevdiğim bir yere oturdu. Motivasyonu geçmişi unutup önüne bakmaktı. Çok takdir ettiğim tarafları oldu bu yüzden. Filmin en sevdiğim tarafı radikal oluşuydu. Bir takım yenilikler getirmiş, cömert davranmış ve nostaljiyi moderne taşımış. Her şeyden biraz biraz koymuş. Güç kavramının üstüne diğer bütün filmlerden daha fazla inmiş. Poe Dameron karakterini daha ön plana çıkarmış. Karakterleri harcamaktan çekinmemiş. Rogue One’da önümüze zibilyon karakter dizip filmi anlamamızı beklemişlerdi. Karakterlerin hiçbiri akılda kalıcı değildi. Bir parça aynı hataya düşmüş burada da düşmüş olsalar da kotarmayı iyi bilmişler. Sevmediğim bir karakter yok. Eski filmlerde Sithler Luke’u kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlardı. Luke da babasını kendi tarafına çekmeye çalışıyordu. Bu filmde ise iki taraf birden Jediları komple yok etmeye çalışıyor gibiydi. Direniş nasıl bu kadar güçsüz kaldı gerçekten merak ediyorum. Kylo Ren bir şeyleri yok etmiş olabilir ama First Order nasıl güçlü hale geldi sorusu hala kafamda dönüyor. İki tarafa da silah sağlayanların aynı kişiler olduğuna dair bir gönderme vardı ki takdir ettim. Zira kitaplarda bunun ayrıntısı ara ara verilir. Jedi ve Sith savaşları, çağlar boyunca niyetler ne olursa olsun Galaksi’yi mahvetmiştir ve bundan kazananlar ne Jedilar ne Sithler değil silah sağlayıcıları olmuşlardır. Haklılık görecelidir, fikrini diretmek hangi masum görüşte olursan ol zorbalık, yobazlıktır. Bırakmayı bilmek gerek. Bu savaşın yorgunluğunu, Galaksiye ne bıraktığını ve ondan ne götürdüğünü filmde görmek hoştu. Çaresizlik ve umutsuzluk, haksızlık ve yardımsızlık… Özellikle Ren üzerinden Jedi felsefesinin kibrinin anlatılışı ve Gri Jedilıktan açıkça bahsedilmese de onun minvalinde bir Güç yorumu getirilmesi, Rey Ren ikilemi filme çok güzel şeyler katmış. Luke’un Jedi Düzenini Darth Vader’ı yaratmakla suçlayışı ve Jedilıktan bir din olarak bahsetmesi ise filmin en güzel ayrıntılarındandı. Daha fazlasını söylemeyeyim, bunlar spoiler sayılıyor mu onun bile farkında olmadan yazıyorum bunları.


Öfke:

Öte yandan film hakkında bol sürprizli de diyorlar. İşte buna içimden küfrettim. Sağ gösterip sol vurmuş gibi yapıp sağ olduğunu tekrar belirttiği filmin son sahnesi lan neden ilk filmlerden alıyorsunuz diye başlayaraktan küfretmeme neden oldu. Ofladım, tıtt tıttladım. Tasvip etmedim. Snoke harcanmış, ona da yandım. Ama güzel karakter imiş vesselam, Sidous’tan hem Güç hem kaynak bakımından daha güçlü fakat onun kadar bilge değil. Arkadaşlar bu film benim açımdan orijinal üçlemenin karışık kasedi gibiydi. Bir çok sahne tahmin edilebilirdi. Bu tahmin edilebilirlik benim açımdan eski filmlerden kaynaklanıyordur belki de. Aynı yolları izleyerek yeni nesle ulaşmaya çalışıyorsunuz ama neye bulaştığınızı da fark etmiyorsunuz. Çok daha iyi olabilecek bir şeyi ortalama hale sokuyorsunuz. Ayrıca sevgili Disney şu filmleri üç boyutlu yapmayın, her şey o siyah gözlüğün altında karmaşıklaşıyor. Çok yoruldu gözlerim. Umarım size de olmaz.

Film hakkındaki genel yorumum:

Film Star Wars’a yakışır bir film olmakla beraber bir şekilde kendini sevdiriyor. Karışık kaset bir filmdi ve ne zaman biteceğini cidden bilememiş. Uzatıldığı, odaklanılması gereken uzaklaştığı tarafları var. Komedi dozu da aksiyon dozu kadar yerindeydi. Usta oyuncuları güzel kullanılmış ve cast çok güzel seçilmiş. Eksikleri ve ısıtıp önümüze koydukları göze batsa da Mark Hamill’i Luke Skywalker olarak tekrar görmek her halükarda müthiş bir tecrübe idi. Bazı sahnelerde gözüm doldu. Biricik Leiamızın ölümüne içlendim. Harika kadınsın Carrie Fisher, seni seviyoruz ve sen artık Güç ile bütünleşmiş olsan da kalplerimizde yerin dolmayacak. Hayatlarımıza ve tüm hayata kattığın her şey için sana teşekkür ederiz. Sana bu filmle veda etmek buruk oldu fakat özleyeceğimizi bil. Güç seninle olsun, her zaman.

Filme Puanım: 7,7 (Zorlarsam 8, o da Leia hatırına)


  • Star Wars 8/Star Wars: The Last Jedi vizyon tarihi: 15 Aralık, 2017
  • Solo: A Star Wars Story vizyon tarihi: 25 Mayıs, 2018
  • Star Wars 9/Star Wars: Episode IX vizyon tarihi: 20 Aralık, 2019