Çarşamba, Mayıs 23

İnceleme: Mother! – Anne!: Psikolojiniz Bozulacak

Büyük önyargılarla ve ümitsizlik dolu bir biçimde izlediğim bu film, sanırım 2017 içinde beni en çok utandıran eserlerin zirvesine yerleşmiş bulunmakta. Size bunun nedenlerini spoiler vere vere anlatacağım. Eğer cidden twistler yiyerek keyif alıp yastık ısırmak istediğiniz bir film varsa yazıya devam etmeyin ve koşun sinemaya Mother! filmine bilet alın.

Spoiler!

Filmin açılış sahnesinde ormanın ortasında büyük bir evde yanarken ağlayan bir kadın görüyoruz. Ardından bir adam elinde bir kristalle salona gelip onu yerine koyuyor ve ev yenileniyor. Flashback tarzı bir usülle kendine gelen evde yatakta birden bir kadın silüeti beliriyor ve Jennifer Lawrence’ın repliği ile filme başlıyoruz.

Psikolojik tema içeren filmlere aşinaysanız bilirsiniz ki filmin açılış sekansı kapanışta da kullanılır. Ben de aynen böyle bekledim ve sonra ağzım açık kaldı.

Karakterlere bakarsak Mother! karakterini oyunculuğundan gram haz etmediğim Jennifer Lawrence, Him karakterini ise Javier Bardem canlandırıyor. Yani elimizde bir erkek ve bir kadın var.

Kadın evine düşkün, genç, adeta eviyle yaşayan birisi ve mümkünse sadece kocasını ve ileride olacak bebeği ile yalnız olmak istiyor. Erkek karakter ise her şeyini bir yangında kaybetmiş, ilham perisini arayan bir şair. Filmin başından sonuna kadar bulunan yan karakterleri anlatmak istemiyorum çünkü hiçbirisi beklediğiniz hamleleri yapmıyor, hatta buna sebep bile olmuyorlar. Sanırım filmin en gıcık eden yanı buydu. Filmde beni başlarda rahatsız eden ilk unsur ortam seslerinin konuşma sesleriyle aynı seviyede gelmesiydi. Mesela adamın ağzını şapırdatması ve yürürken çıkardığı ses, konuşma sesiyle aynı seviyede geliyor, bunun bizi rahatsız etmek için planlandığını filmin ortalarında anlıyoruz.

Film 2 saat sürüyor. 45-45-30 olarak bölersek:

İlk 45 dakika sizi sıradan bir korku filmi gibi germeye çalışırken aslında alttan alttan sizi bir şeylere hazırlıyor.

İkinci 45 dakikada size biriktirdiği ve gerçekten gerildiğiniz, insan nefretiyle dolduğunuz anları dışarı çıkarmanız için sizi harekete geçiriyor. Bu süreçte filmin başını komple unutturuyor ve sonuyla ilgili saçma sapan tahminlere başlıyorsunuz.

Son 30 dakika ise bence adli tıp ve narkotik eşliğinde izlenmeli. Çünkü filmin bu sahnesi kesinlikle normal kafayla yapılmamış. 6 kişilik bir senaryo ekibinden 2 tanesi extacy kullanmış, 2 tanesi LSD etkisinde 2 tanesi ise alkolden kafaları ay parçasına dönmüş durumda yapılmış. Hayatımda bu kadar etkileyici bir sahne görmedim, göremem. Ayakta alkışlıyorum.

Filmin en sonuna gelince Jennifer Lawrence kafayı yiyor, önce kendimi sonra evi yakarım diyerek alev alev sardırıyor etrafı. Patlama bitince ayakta kalanlar filmin başrolleri olan Him ve Mother. Erkeğin hiçbir şeyi yok, kadın ise yanmış ve simsiyah bir halde.

Kadın bitkin bir halde, “Nesin sen?” diyor. Adam da “Ben benim, sen de evsin” diyor. Sonradan bütün duvara dokunma sahneleri, sinirlenince kanayan ve eriyen duvarlar. Mutluyken yara bandı yapıştırılmış gibi yama yapılmış yerler, bir anda hepsi kafanızda birleşiyor. Mutlu oluyor ama korkuyorsunuz, aga bu nedir diyorsunuz. Sonrasında adam ellerinin kadının göğüs kafesine daldırıyor ve içinden kristali yani adama olan sevgisini alıyor. O anda Jennifer Lawrence küllere dönüşüyor. Adam açılış sekansında ki gibi elindeki kristali alıp evin ortasına koyuyor ve ev yeniden düzelmeye başlıyor ardından yatakta beliren bir kadın silüeti derken biz Jennifer Lawrence çıkıyor diyoruz ancak aynı repliği başka bir hanım kızımız aynı şekilde söyleyince vay anasını diyor, yam yam tipli şair abimizden korkuyoruz.

Filmi en az spoilerlı şekilde ancak böyle anlatabilirdim. Vermediğim ayrıntılar yine sizi çok keyiflendirecek o yüzden kesinlikle ama kesinlikle sinemada izlemeniz gereken bir film. Mümkünse hemen gidin ve alın biletinizi.

İyi Seyirler.