Çarşamba, Mayıs 23

İnceleme: Justice League Dark: ‘Karanlık Tarafı Görmeye Hazır Mısınız?’

Ben Batman, Batcave’ime hoşgeldiniz. Karanlık taraftan kastım burasıydı. Şaka şaka, hep click bait bunlar, gizemli bir başlık koydum ki açıp okuyasınız ama konu aslında yeni sayılmaz, kastım Justice League Dark çünkü. DC Entertainment’ın 24 Ocak 2017’de digital, 7 Şubat 2017 tarihinde de DVD ve Blu-ray olarak yayınladığı oldukça başarılı bulunan ve güzel tepkiler alan film, animasyonlarda fanların son gözdesi. Niye bu kadar geç geldi bu yazı derseniz birinci neden benim daha yeni bir şeyler yazmaya başlamam, ikinci neden ise filmi yeni izlemem. Tamam yahu hemen taşlamayın, meşgul bir insanım hem geç olsun güç olmasın değil mi? Justice League Dark hakkında konuşacağız beraber, hazırsanız başlayalım sayın çizgiroman severler 🙂

Filmimiz, ana karakterlerimizden de anlayacağınız üzere büyü ile oldukça içli dışlı. Aynı isimli çizgi romanının birebir uyarlaması olduğu söylenemez ancak ekibini ve konseptini almış diyebiliriz. Ekipten konu açılmışken içlerinde oldukça az tanıdığınız karakterler olabilir, biz en iyisi mi size onları bir tanıtalım, ha?

 İlk olarak Constantine geliyor tabiki, ismini hepiniz duymuşsunuzdur. Biraz çarpıcı bir karakter olan Constantine’i tarif etmek için kelimelerim yetmiyor aslında, ya da türkçem yetmiyor desem daha doğru olur. Normalde kötü adam olmakla karıştırılan bu arkadaşımız aslında bir antihero. Umursamaz, kendi işini görmek için biraz da burnunun dikine giden ve ben yalnız çalışırım havalarında olan karakterimizin içinde bir nebze de olsa iyilik var.

 Diğer bir karakterimiz Zatanna, kendisi yine Constantine gibi villian olarak karıştırılabilen bir karakter. Büyü gücünü filmde sahne şovlarında kullanan güzel kızımız, filmde çok iyi kalpli hanım hanımcık, Constantine’in çok da gelişmemiş sosyal ilişkilerine rağmen görüştükleri karakterler ile arayı yine de düzeltebilen ılımlı bir karakter olmuş. Çizgi romanlardaki Zatanna’yı burada görmeyi beklemeyin, uyarıyorum..

 

Bu ikisinin yanı sıra ekibimizde The Deadman, insanların vücutlarını bir araç olarak kullanabilen ve onları esir alan bir ruh ve Jason Blood, gerektiğinde Etrigan adlı ateş püsküren bir şeytana dönüşebilen onurlu Camelot şövalyemiz var, yani şey, eski şövalyemiz. Ayrıca yardım aldıkları bir diğer karakterimiz The Swamp-Thing. Bütün bitki yaşamını kontrol edebilen bu karakterin yaratıcılarından biri olan ve geçtiğimiz gün hayatını kaybeden usta çizer Bernie Wrightson’ı da saygıyla anıyoruz. Ayrıca Constantine’i çizgi roman dünyasında ilk gördüğümüz sayının The Saga of the Swamp Thing #37 olduğunu biliyor muydunuz? Gereksiz bir bilgi Google’a yazsanız direkt çıkardı. Bir de Batman var, ama o Batman, açıklamaya gerek yok bu cümle yetiyor. Tanımayan bi zahmet kapatsın sayfayı, yaşadığı mağaradan çıksın, bu sefer Batman’in mağarasına girsin, ne bileyim Batman biyografisi falan okusun. Neyse devam edelim biz..

Filmde, ülkenin çeşitli şehirlerinde meydana gelen ve kökeni bulunamayan halüsinasyona dayalı bir kaç suç işleniyor. Bunlar etrafındakileri olduğu gibi değil de birer şeytan olarak gören siviller tarafından işlenen suçlar. (Hayır Türkiye’de yaşamıyorlar:) ) Tamamıyla korku ve aldanma nedeniyle gerçekleşmiş olaylar yani. Mesela hepsi birer şeytan diye arabayla şehri darmaduman eden mi ararsın, komşularını kesip biçip mumyalayıp saklayan mı, şeytan doğurdum diye bebeğini çatıdan atan mı.. Neler neler… (Aslında sadece bunlar diğerlerini görmedik ama çok varmış öyle dendi.) Bu olaylardan sonra da Justice League bir toplantı yapıyor tabi, toplantıda durum tartışılırken bunlara sebep olarak büyüyü gösteriyor Wonder Woman, tabiki önce elle tutulur bir kanıt isteyen mantıkla hareket eden karakterimiz Batman, sonrasında Constantine’e gitme kararı alıyor. Konu büyü sonuçta,  İşte bu tam da Justice League’e göre olmayan bir iş! Constantine’e ulaşmak için ilk önce Zatanna’ya giden Batman, The Deadman ile de tanışıyor, çok hoş bir şekilde olmasa da. Beraberce Constantine’e gidiyorlar, ilk başta mırın kırın eden ve yine “Ben yalnız çalışırım ama Zatanna seviliyosun aşkm <3” ayaklarına yatan Constantine sonunda takıma katılıyor ve maceramız başlıyor. 
Olayımız şu, yıllar önce Merlin ve vefalı Camelot askerlerine karşı savaşan Destiny, kazanmak için elindeki Dreamstone adlı büyülü taştan yararlanıyor. Bu taşın adının rüya taşı olduğuna bakmayın,, aslında bir kabus taşı kendileri. Etkisi altına aldığı kişiye etrafındakileri en korkulu rüyası olarak gösteriyor, cenneti cehenneme çevirebilecek kıvamda bir güce sahip. (Tanıdık geldi mi? Heheheh) Camelot’ta geçen bu şavaşta dreamstone’a karşı koyabilen cesur askerimiz Jason Blood maalesef kılıca da taşa olduğu kadar dayanıklı olamıyor ve Destiny tarafından bir kılıç darbesiyle yere seriliyor, o sırada da kadim büyücü dedemiz Merlin, Yüzüklerin Efendisindeki Gandalf The Grey’i “You shall not pass.” edasıyla yere değneğini saplıyor ve Etrigan adlı esiri olan şeytana onu yen ve serbestsin diye koşul koyuyor. Etrigan da özgürlüğü için her şeyi yapacak durumda olduğundan görevini tamamlayıp, beni artık serbest bırakmalısın dediğinde bizim huysuz, yerde ölmek üzere olan iradesi ile dikkatini daha önceden çekmiş Jason’a bakıyor ve yan çiziyor, “Sizin kaderleriniz birliktedir.” diyerek bu ikisini bir vücutta topluyor ve konumuz orada kapanıyor. (Ee, film bitti.) Tamam tamam, bu dreamstone nasıl oluyorsa yıllar sonra Constantine’in eline geçiyor ve güya oldukça güvenli olan evinde (çok detayı atlıyorum çok.. ama kısa kesmeliyim) saklıyor bu taşı. Müze gibi de “Bakın ben bu çok önemli taşı bu evde saklıyorum, bunu bilin diye şuraya hologramını koyucam tamam mı? Ama alamazsınız, korunuyor. Alsanız da işe yaramaz bir parçası eksikken çalışmıyor.” dercesine evinde rafta bi yerde sergiye açıyor resmen. Sonra yine olaylar olaylar, bizimkiler sahte bir Villian ile oyalandırılıp, taklaya getiriliyor, Felix Faust asıl villianmış gibi gösteriliyor tabi bu kişiyi bulmak için Swamp Thing’den yardım falan alıyorlar. Burada Felix ile oldukça zorlu bir çatışmadan geçiyorlar lakin adam kendine bir kale dikmiş, ve koruyucu büyüler yapmış. Mesela içlerinde kendine en büyük tehdit olarak gördüğü Zatanna’nın konuşamaması için ona özel bir büyü yapıyor. Bu da tanıdık gelmiş olabilir, Deathstroke’da kendi yöntemlerince aynı şeyi uygulamıştı hatırlarsanız 🙂 Ama bizim kıza işler mi, tabiki hayır. Büyüyü bozup öyle bir kendinden geçiyor ki, önünde kimse duramıyor, Constantine hariç… Tam Felix hakkın rahmetine kavuşacakken, biricik yavuklusu da ruhunu bir cinayetle kirletmesin diye ona engel olmaya çalışan Constantine neyse ki başarılı oluyor. (“Eaasy girl, easy.” At gibi kız ya hani, benzetme yaptım kendimce..) Bu sırada da dreamstone’un kayıp parçası Constantine’in evindeki kalanıyla birleşiyor ve Destiny geri dönüyor. Asıl villian’a karşı verilecek olan bu savaşta Destiny’nin karşısına kim çıksa bir bir düşüyor. Justice League üyelerinin olaya dahil olması da ayrı bir sıkıntı teşkil ediyor çünkü Dark takımının üyelerini taşın etkisiyle birer canavar olarak görüp saldırabiliyorlar. Zatanna sağolsun bir iki şeyi hallediyoruz o konuda da. En sonunda bizim hınzır oğlan Constantine’in aklına bir fikir geliyor, kendisini ele geçirmesini istiyor The Deadman’den ve Destiny’nin dikkatini çekiyorlar bazı yollarla, kışkırtmalarla ki zarar verebilecek mesafeye ulaşabilsinler, sonunda Destiny bunları avucunun içine alıyor ve tam orada yapılan ani bir saldırı ile dreamstone Destiny’den kopartılıyor. Böylece günü kurtarmış oluyorlar. Başka bir şeyi kurtarıyorlar derdim de, uygunsuz kaçar 🙂
 Dark mark dedik ama, filmde çok bir korku ögesi yok. Hatta hiç yok. Jumpscare bile yok. Filmde korkuyla alakalı olan tek şey Batman’den korkan Zebaniler… Hatta buyrun kendiniz de görün;
Zaten bir korku filmi yapma gibi bir çabası yokmuş yönetmenimiz Jay Oliva’nın. DC Animasyon filmlerine yeni bir hava katan bu film, benim oldukça hoşuma gitti. Justice League Dark’ta bize uçarı taraflarını göstermekten kaçınmayan yönetmenimiz, Harry Potter ve Fullmetal Alchemist’ten de etkilenmiş diye okumuştum. Yeni ses aktörlerinin de hoşuma gittiğini söyleyebilirim, sadece Felix Faust’u hiç beğenmedim, Enrico Colantoni çok da iyi bir iş çıkarmamış demeden geçmeyeyim.. Batman’in hikayedeki yerini merak edebilirsiniz, bence Batman’in olması güzel olmuş, evet büyü gücü veya mistik olaylara bir katkısı-etkisi yok ama zekası ile oldukça güzel bir hava katıyor filme. Bazı yerlerde biraz işe yaramaz olabiliyor, mesela hastanede geçen sahnede şu uçan gaitalı (ne siz sorun ne ben söyleyeyim) sahnede öylece kaldığı bölümler vardı. Ama hayat Batman’le daha güzel! Filmde karakterlerin, evrende olduğundan daha farklı görünmesi filmin kusurlarından biri. Tam olarak yansıtılmasını elbette bekleyemeyiz ancak bazı karakterlerin de çizgisinden çıkmaması gerektiğini düşünüyorum. Tabiki bu kasıtlı ve hikayeyi götürmek için yapılmış bir şey, yani filmin konu bütünlüğü ve devamlılığı açısından önemli, ama yine de huysuzluk yapıp bir kusur bulmam lazım ya 🙂 O olsun bu heheh.  Risk almaktan çekinmeyen yönetmenimizi çok beğendim. Fullmetal Alchemist ve Harry Potter sevmesini de çok sevdim. Filmin müzikleri konusunda tüm crediti Robert J. Kral alıyor, ancak değinmeden geçmeyeyim, Destiny ile savaştıkları son final sahnesindeki müzik berbattı bana göre. Onun dışında müzikler iyi denebilir. Story ve Screenplay için de Ernie Altbacker ve J. M. DeMatteis’e teşekkür edebiliriz, iyi bir iş çıkarmışlar ellerine sağlık. Film de genel olarak yenilikçi olması nedeniyle benim çok hoşuma gitti. İzlerken eğlendim, benim için en önemlisi bu. Zor beğenen biri de hiç olmadım bu nedenle kritik yapmam ne kadar doğru olur hiç bilmiyorum, ama elimden geldiğince objektif davrandım. 75 dakika süren film beni sıkmadı. IMDb puanı 7.1/10, Rotten Tomatoes’da ise %71 alan filme  benim puanım 7.5/10. Hala izlemediyseniz izlemenizi tavsiye ederim. Vakit ayırıp buralara kadar geldiğiniz için teşekkürler 🙂 Kendinize iyi bakın sevgili ve çok sayın Batfamily üyelerim. 🙂 Batman kaçar.