Çarşamba, Mayıs 23

İnceleme: Ghost In The Shell (Spoilersız)

Zaman geçtikçe, gelecek geldikçe bilim kurgunun gerçekçiliği ürkütücü boyutlara vardı. Ghost In The Shell bunun son örneği.
Çoğumuzun bildiği gibi aslında 1995 yapımı bir ‘anime‘nin uyarlaması olan filmi çarşamba günü izledim. Şimdi bu ön inceleme yazısında, size seyir keyfini kaçıracak herhangi bir ipucu vermekten kaçınarak (spoiler vermeden) filmle alakalı ön izlenimlerimi paylaşacağım. Vizyona girdikten sonra detaylı -ve spoilerlı- incelememizi de sizinle paylaşacağız. 
Bu yazı filmin içeriğiyle alakalı çok fazla bilgi içeremeyeceğinden, daha çok filmin bana hissettiklerini aktarmak istiyorum. Bunun da bence iki boyutu vardı; görsel ve dramatik yönü. Bu iki cihetiyle filmi ele alalım istiyorum. 

Görsel olarak; filmi IMAX 3D formatında izlemenin etkisi çok büyük. O yüzden imkanınız varsa mutlaka siz de bu formatta görün, gerçekten bu film IMAX’te son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi. Bunda da görüntü yönetmeninin etkisi bence büyük. ‘Transendence‘ filminden tanıdığımız Jess Hallanlaşılan bilim kurgu üslubunu çok iyi anlamış, zira Transendence da görsel anlamda başarılı bir filmdi. Gerçi çekimlere ve planlara çok kafa yormamışlar ki bu bir bakıma iyi olmuş, zira film uyarlandığı animeye görsel açıdan çok fazla referansta bulunuyor. Spoilerlı yazıda bununla alakalı birkaç örnek sunup konuyu detaylandırırım.
Filmin yönetmeni de, yine genç bir isim: ‘Pamuk Prenses ve Avcı‘nın yönetmeni Rupert Sanders. Yine kendisine çok ağır bir iş düşmemiş, dediğim gibi kötü bir iş değildi ortaya konan, ama sansasyonel olduğunu da söyleyemem. Ancak filmin atmosferi geleceğin çok etkileyici bir tasviriydi. Evler, yollar, insanlar… Gelecekte Japonya nasıl bir yer olabilir deselerdi, herhalde aklıma gelebilecek en gerçekçitablo bu olurdu. Görsel efektler ise son derece kıvamındaydı, her bilim kurgunun böyle bir güdüsü yoktur ama diyebilirim ki bu filmin görsel efektleri gerçekçiliğini perçinlemiş. Bence istisnai bir durum, ama hoş. Bu arada filmin yaptığı gelecek tasviri neredeyse Star Wars’ın farklı dünyaları gibiydi ki, bu beni heyecanlandırdı. Bu konuda makyaj ve kostümcülerin de hakkını teslim etmek gerekir. Şuraya bir tablo ekleyelim:
Dramatik olarak ise; aslında hem klasikleşmiş bir anime eserden uyarlanması sebebiyle, hem de bilim kurgu da diğer tüm türler gibi bir yaratıcılık açmazına girdiğinden ana hikaye bir parça vasat. Spoilerlı yazıda daha detaylı konuşabiliriz ama, sizlerin fragmandan da anlayabileceğiniz gibi robotik bir ütopyadayız. Teknoloji daha ziyade robot ve bilişim alanında ilerlemiş görüldüğü kadarıyla. Ana karakterimiz Binbaşı (Scarlett Johansson) ise, bu alandaki yeni bir atılımın ilk örneği olarak karşımıza çıkıyor. 
Beni hikaye kısmında esas endişelendiren, bazı yerlerde temponun çok hızlı gitmesi ve gerekli bazı dinamiklerin yeterince sağlam kurulamaması. Bu parantezin detayları için yine spoilerlı yazıyı işaret edeceğim, ancak şu kadarını söyleyeyim: özellikle sonunda bu daha net hissediliyordu. 
Şimdilik ön inceleme yazımızı bu kadarla sınırlı tutalım, Film 31 Mart Cuma vizyona giriyor, yazıyı da ondan sonra yayınlayacağız. Şimdilik esen kalın, filmi görünce de yorumlarınızı paylaşmayı ihmal etmeyin!