Çarşamba, Mayıs 23

İnceleme: Dunkirk: Bir Tahliye Hikayesi

Günümüz sinemasının kendinden çokça söz edilen başarılı yönetmeni Christopher Nolan daha çekimlere başladığı haberini verdiğinde herkes büyük bir heyecanla Dunkirk’ü beklemeye başlamıştı. Şimdiye kadar Memento, The Dark Knight, Inception ve Interstellar ile yakaladığı beğeni ve başarı bunun en temel sebebiydi haliyle. Özellikle sinematografisi ve Hans Zimmer ile ortaklığı sonucu ortaya çıkan müzikleri Nolan’ın güçlü yanıydı. Gelelim Dunkirk’e. Nolan, bu filminde sinematografik açıdan kusursuz bir şekilde başarısını sürdürmeye devam ediyor. Bizlere göz kamaştırıcı ve etkileyici tablolar tadında sahneler sunuyor ki benim için filmin bir avuç güçlü noktasından birisi de bu. Fakat müzik kullanımı konusunda önceki filmlerindeki başarısını sürdüremiyor. Söylenene göre bu filmde Hans Zimmer ile bir karara varıp müziklerin ön plana çıkmasını istememiş. Lakin filmin bir “Savaş Filmi” olduğu düşünülürse (ki öyle değil) müzik en önemli etkenlerden birisi haline geliyor. Filmin sakin ilerleyişinde fon müzikleri de tek düze ilerleyince iş içinden çıkılmaz bir arthouse havasına bürünüyor.
Dunkirk, aksiyon-dram-tarih kategorilerini içeren bir savaş filmi olarak piyasa sürülmüş olsa da filmde ne bir çatışma var ne de belli bir düşman var. Dunkirk zaten İngiliz ordusunun en kısa sürede tahliye edilişini içeren bir olay iken buna savaş filmi denmesi doğru olmaz ki ülkemizde de seyirci çekmek amacıyla “Dunkirk Savaşı” adı altında vizyona girdi. Bazı eleştirmenler ise filmin savaş filmi değil de bir savaşın filmi olduğunu söyleyerek filme sahte bir kimlik oluşturuyorlar.
Filmin Christopher Nolan’a ait olduğunu bilmesek bu Nolan filmi demeyiz, diyemeyiz. Çünkü, önceki Nolan filmlerine bakarsak gerçekçilik ile harmanlanmış bir yaratıcılık. bir hayal gücü ürünü mevcutken bu tarihi bir olayın birebir tasvirinden öteye gitmiyor. Bunun sebebi yeni bir şey denemek istemiş olmasıyla beraber önceki filmlerin Akademi tarafından göz önünde bulundurulmamış olması olabilir. Dolayısıyla bu sene Dunkirk ile Akademi’nin gözüne girmesi ve hatta En İyi Yönetmen ödülünü alması ihtimaller dahilinde.
Dunkirk, film boyunca hiçbir karaktere yoğunlaşmadan, özüne inmeden bize tahliyeyi anlatıyor. Buradaki amacı ise seyirciyi filmin içindeki askerlerden biri gibi hissettirmek. Fakat bunun benim üzerimde işe yaradığını söyleyemeyeceğim. Film duyguları yansıtmaktan yoksun bir şekilde ilerliyor. Bunun sebebi aslında oyuncuların hiçbirinin kendini gösterecek bir performans sergilememiş olması olabilir. Önceki filmlerinde de çalıştığı başarılı oyuncuların (Tom Hardy ve Cillian Murphy) bu filmde kendini gösterememiş ve karakterlere odaklanılmaması sebebiyle hareketleri sınırlandırılmış.
Nolan, önceki filmlerindeki gibi bu filminde de zaman kavramı üzerinde bazı numaralar yapmış. Filmde paralel olarak üç farklı zaman dilimini izliyoruz ki bu her ne kadar zekice olsa da seyircide kafa karışıklığına sebep olabiliyor. Çünkü zaman aralıkları birbirinden çok farklı işleniyorlar. Örneğin savaş alanında 1 hafta, kurtarma botlarında 1 gün ve havada 1 saat geçiyor bütün film boyunca. Filmin sonlarında hepsi çok güzel bir şekilde bağlansa da bu ne kadar gerekli bir olaydı veya filme ne gibi katkıları oldu işte orası tartışılır.
Kısaca toparlayacak olursak: Görselliği ve ses kullanımı ile etkilemeyi başaran, senaryonun, müzik kullanımının ve duygunun zayıf kaldığı “Savaş Filmi” kaplaması altında piyasaya sürülen bir Akademiyi memnun etme denemesi…
PUAN: 6.5/10