Çarşamba, Mayıs 23

İnceleme: Death Note

Film: Death Note (Ölüm Defteri)

Tür: Gizem, Gerilim, Polisiye, Psikolojik, Doğaüstü Güçler

Yapım: ABD – 2017

Yönetmen: Adam Wingard

Oyuncular: Nat Wolff, Lakeith Stanfield, Margaret Qualley, Willem Dafoe

Konusu:

Lise öğrencisi olan Light, Death Note isimli bir defter bulur. Ancak bulduğu defter sıradan bir defter değildir. Deftere yeni bir muhafız arayan Ryuk isimli Shinigami (Ölüm Tanrısı), deftere ismini yazılan kişinin doğaüstü bir şekilde öleceğini söyler. Bunun gerçekliğine şahit olan Light, suçluların peşine düşecektir.

İnceleme:

Her şeyden önce derin bir nefes alıp, ‘’Ben ne izledim az önce?’’ diye haykırmak istiyorum. Filminin çekileceği ilk açıklandığından bu yana heyecanla beklerken izlediğim şey karşısında tüylerim diken diken. Japonların yaptığı Live-Action filmlerden gına gelmişken, Netflix beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Animeye pek sadık kalınmamış, adeta başka bir hikaye yaratılmış. Bu yüzden incelememi ister istemez animeyle kıyaslayarak yapacağım.

Film ana karakterin okulda para karşılığı öğrencilere sınav sorusu satmasıyla başlıyor. Daha sonra küçük çaplı bir rüzgar çıkıyor ve gökten Death Note isimli bir defter düşüveriyor. Bunu gören Light ise defteri alıyor ve içeriğinde ki ‘’Bu deftere ismi yazılan kimse ölür.’’ yazısını görse de umursamadan çantasına koyuyor.

Daha sonra ki sahnede ise karşımız Mia (Misa olması gereken kız!) çıkıyor. Ve bir grupla kavga sırasında Light darp edilip bayılıyor. Bayıldığı sırada çantasından çıkan sınav soruları yüzünden okul yönetimi ceza veriyor. Buraya kadar her şey normal gelişiyor her ne kadar anime ve mangayla alakasız olsa da izlemeye devam. Fakat işin komik kısmı buradan sonra başlıyor. Animeyi izleyenler ne demek istediğimi anlamışlardır. Ligth, Ryuk (Shinigami/Ölüm Tanrısı) ile tanışıyor, verdiği tepkiler ise inanılmaz komik! İzleyicide eminim şok etkisi yaratmıştır çünkü ana karakterimiz bağırmaya başlayarak sağa sola kaçışıyor ve bulunduğu odada ki her şey kırılıyor, dökülüyor. Sanırım burada kendi çaplarında bir gerçeklik yaratmaya çalışmışlar tepki açısından ama kusura bakmasınlar komik olmaktan öteye gidemedi! 

Ryuk, Light’a defterin gücünden bahsediyor. Light test amaçlı okulun bahçesinde birine zorbalık yapan bir öğrencinin ismini yazıyor. Ryuk ‘’Ölüm şeklini de belirle.’’ diyor bu sırada ve ölüm şeklini ‘’Kafası kopsun.’’ şeklinde belirtiyor deftere. Animesinde defterde ölüm şekli belirtilmediği sürece ismi yazılan kişinin kalp krizi geçirerek öleceği belirtilmişti. Fakat burada nedense bir vahşet yaratmak istemişler ve iğrençlikten öteye gidememişler. Film de ”Son Durak” havası vardı bildiğimiz, öyle kötüydü. Light, ölümün gerçekliğini teyit edince adalet duygusuyla kendini yeni tanrı ilan ediyor. Ryuk, kurallarından bahsederken ‘’7 gün içinde deftere dokunmazsan başka bir muhafız bulacağım.’’ diyor. Orijinalinde böyle bir kurak yok! Daha sonra babasıyla tartışma yaşayan klasik ergen bir Light görüyoruz.

Filmde ki hikaye de ana karakterimizin annesi öldürülmüş ve babası da polis olmasına rağmen bunu ispatlayamamış. Katili kefaret ile serbest kalmış. Karakterimiz deftere annesinin katilinin adını yazıyor ve tabi ki de ölüm şeklini de kendi belirliyor. Filmde ölümler gram normal değil bu arada! Annesinin katilini de bu vesileyle öldürüp intikamını alıyor. Daha sonra ise Mia isimli kıza Death Note’u gösterip, ‘’Onları ben öldürdüm aslında hihihi’’ ıspatına girişiyor bizim ergen. Absürd olaylar silsilesi buradan devam ediyor. Mia defteri eline alınca Ryuk’u görmüyor! Konu tamamen değiştirilmiş ve saçma bir hal almış. ”Sen niye görmezsin Ryuk’u?!” Eee tabi görmeyince de doğal olarak Light’a ”Sen deli misin?”gözüyle bakıyor. Bizim ergen bırakır mı? İspat için başka birini öldürüyor ve bu yola Mia ile devam etme kararı alıyor. Birlikte internet sitelerinde buldukları bütün suçluların isimlerini yazmaya başlıyor bizim ergenler. Bu arada öpüşmedikleri bir dakika yok, saçma diyaloglarda cabası. Animeyi izleyenler bilir, orada ki Misa karakterine Light zerre ilgi göstermiyordu ve Misa yapışkan olmasına rağmen asla Light’a ayak bağı olmuyordu. Filmde durum tamamen farklı. Japonca da katil anlamına gelen ‘’Kira’’ lakabını kullanarak da mesajlar vermekten çekinmiyorlar.

İşin en komik yanı ise daha 25-30 dakikalar arasında bir anda 400 üzeri suçlunun olabilecek en vahşi şekilde ölü bulunması ve bir an da tüm ülkenin Kira’yı tanrı ilan etmesi. Olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki ‘’Ee şimdi ne oldu ne bitti?’’ diyorsunuz. Siz ne yaptınız? Bu olaylar çok sonra oluyor! Ortada o kadar ölüm varken bir anda Interpol Kira’yı aramaktan vazgeçiyor ve devreye Watari ile L giriyor! O kadar saçma ki filme dahil olmaları bir an ‘’Aha geldi Sherlock Holmes’’ dedim!

Bu noktadan sonrası ağır spoiler içerir!

Film olsa bile o kadar eksik ki ve karakterler o kadar kötü sunulmuş ki, L ve Watari ve hatta Light bu kadar kötü anlatılabilirdi. Ve en önemlisi neden Rem yok? Cinayetleri çözmek için FBI ve L devreye giriyor. L karakterini de öyle işlemişler ki ”Kaç saattir uyumadım, dur biraz şeker yiyeyim.” gibisinden bir ciddiyetsizlik ile tanıyoruz. Bu noktada bizim asalak kız Mia, L’ye çalışan ekipteki tüm dedektifleri intihar süsü vererek öldürüyor! Ekipte bir tek Light’ın babasına bir şey olmuyor. Bu arada filmde babası da tıpkı animede olduğu gibi Kira’dan hoşlanmıyor. L’nin dikkati Light’a çevriliyor. Birisi kulağına fısıldamışçasına hızlıca Light’ın Kira olduğunu söylüyor. Burada zaten çıldırıyorsunuz. Mia yani orijinalde Misa olması gereken kız Light’ın başını büyük belaya sokuyor. Sebebi de ‘’Senin defterin var,   benim niye yok ühühühüh’’ Allahın eziği, animede ki Misa’nın tırnağı etmezsin. Neyse arada benim gözlerim tekrar Rem’i arıyor ama yok işte.

L, Light’ı sıkıştırmaya devam eder ancak Light, L’nin sadece yüzünü görür, adını bilmediği için deftere ismini yazamaz. Olabilecek en saçma durumlardan birisi de bu kısım zaten. Anime de Shinigamiler her insanın ismini görebiliyordu fakat filmde bu kısım büyük eksiklik. Üstelik Ryuk’un ciğerine kadar yediği elmaların artıklarını kendisinden daha çok görüyoruz. Ryuk’tan eser yok neredeyse filmde!

 

Light, Watari’ye L’nin geçmişini öğrenmesi için deftere yazdığı komutlarla emir verir. Burası daha bir ilginç. Normalde deftere sadece isim ve ölüm şeklini yazabilirsin ama emir vererek istediğini yaptıramazsın. Orijinalde böyle bir kural da yok. Watari verilen emir sonrası Montauk isimli yerde bulunan tuhaf bir yetimhaneye gider. Ve bilin bakalım ne olur! Mia yine yapar yapacağını ve Watari’yi öldürür! ‘’Bırak ya bu nasıl iş?!’’ dediğinizi duyar gibiyim. Film Mia’nın kıskanç, ergenliğiyle sınanıyor. Bu arada hikayenin orijinalinde Watari’nin ismi gerçek değil. Takma isim! Bunu da belirtmeden geçemeyeceğim sevgili Netflix!

 

Light, Watari’nin ölmesine çok sinirlenir ve soluğu Mia’nın yanında alır. Ancak hala neden isminin Misa olmadığını anlayamadığım Mia ‘’Defteri bana teslim edeceksin, yoksa gece yarısında ölmüş olacaksın.’’der Light’a. Burada bu film benim için zaten bitti. Bundan sonrasını sırf ne saçmalamışlar diye bakmak için devam ediyorum. Çünkü animenin en sadık karakteri olan Misa, burada Mia olarak çıkıyor karşımıza ve Light’a tehditler savurarak ihanet ediyor. Light için kendi ömrünün yarısından vazgeçmiş bir kızdan bahsediyoruz. Light’a sorgusuz sualsiz tapan kız. Dünyanın sonu gelmiş olmalı! Tamamen batırmışlar. Öyle ki, L karakteri Watari’nin öldüğünü duyunca sinirden doğuştan psikopat edasıyla silahı beline taktığı gibi Light’ı kovalamaya başlıyor. Evet, animenin kemikleri sızlıyor arkadaşlar! Ben iptal!

Filmin bitimine de yaklaşık 30 dakika falan kalmış, ne L’nin ne de Light’ın olağanüstü zekasından zerre göremiyoruz. Filmi çekmeden önce keşke birkaç bölüm animeyi izleseydin Netflix, çünkü bu film aşırı akıl oyunu yoksunu!

L’den bir şekilde kurtulmayı başaran Light, lunaparkta Mia ile buluşur ve elinde silah ile sağı solu tehdit ederek dönme dolaba binerler. Bu arada anlamsız küfürler de havada uçuşuyor! Mia ve Light gereksiz konuşlarına dönme dolabın içinde devam ediyorlar. Mia ‘’seni seviyorum Light, o yüzden o defteri bana ver’’ Light ise‘’Tamam canım al senin olsun’’ edalarında defteri Mia’ya verir ancak Light bir şekilde kendi adının yazılı olduğu sayfayı yok etmeyi başarır ve asıl olay burada kopar. Light, Mia’nın ismini deftere yazmıştır ve dönme dolap kırılır, Mia ölür. Light ise filmde bir tek burada gördüğümüz bir akıl oyunu sayesinde hayatta kalır.

Light hastanede iken, L soruşturmadan uzaklaştırılır. Bunun da vermiş olduğu öfkeyle Light’ın evine gizlice girer ve defterden bir kağıt parçası bulur. Bulduğu kağıt parçası daha önce Mia’nın kendisi için çalışan ekipteki kişilerin isimleridir. L bununla birlikte çılgına döner ve eline kalemi alır. Tam da bu sırada Ryuk hastane odasında Light’ın yanına gelir ve gülmeye başlar. Light ‘’Ne?’’ diye sorar ve Ryuk ‘’Siz insanlar çok ilginçsiniz’’ der ve tak film biter!

Ve sizde öyle ekrana bakakalıyorsunuz ‘’Ne oldu şimdi?!’’

Kısaca arkadaşlar sizin anlayacağınız bu film Death Note animesi izleyenler ve mangasını okuyanlar için vasatın altında kalır. Hiç bilmeyenler için de bence pek bir şey ifade etmez. Uzun zamandır beklememize rağmen tamamen hayal kırıklığı. Filmin görüntü kalitesi, işlenişi vs. hiçbir şeyi beğenmedim. Konusundan ötürü karanlık çekim yapıp gizem-gerilim hissi yaratmak istemişler ama kötü olmuş. Dahası nerede animesinde yer alan akıl oyunları, Light’ın ve L’nin muhteşem zekası. Karakterlere büyük haksızlıklar yapılmış. Gözlerim Light’ın karizmasını, soğukluğunu, L’nin umursamaz tavırlarını, sizi kendine hayran bırakan fikirlerini arayıp durdu. Oyunculuklar kötü, film tamamen çöp. Gözüm sürekli Matsuda, Aizawa, Takada, Mello, Near, Rem gibi isimleri aradı durdu. Müziklerinde bile sizi etkileyecek bir şey yoktu. Kaldı ki filmde normal bir ölüm bile sağlanamamış. Sürekli bir ölüm şeklini belirtme ile saçma sapan ölümler meydana getirilmiş. Aşırı gereksizdi. Gerilim yaratalım diye mide bulandırılmış.

Eğer gerçekten üzerine düşülseydi çok güzel bir film yaratılabilirdi. 1 saat 40 dakika yerine 2 saat ya da 2,5 saat süreli bir film ile daha iyi bir senaryo ve bol karakterli sağlam bir iş çıkabilirdi.Ha tabi tamamen aynı olmasını kimse beklemez fakat bu kadar da aykırı olması, orijinal konusunun dışına çıkılması maalesef saygısızlık. Ne yazık ki ün yapmış olmasından ötürü gerek görmeyip nasıl olsa izlenir düşüncesiyle çekip, alın izleyin demişler. Japonların Live-Actionları bile bundan kat kat iyidir. En iyisi gidip 5 defa izlediğim bu kült animeyi 6. defa izleyerek kendime ödül vereyim ve bu filmi unutayım.Üzgünüm Netflix ama mümkünse bir daha Live-Action çekme!

Benim düşüncelerim bu kadar. Açıkçası kişisel fikrimce eleştirilmeye bile değmez. O yüzden bu film için puanım 1/10. Yani Netflix bu kez out!

Peki sizin düşünceleriniz neler?