Salı, Haziran 19

İnceleme: Barry Seal: Kaçakçı – American Made

Tom Cruise’un, Pablo Escobar’ın meşhur kaçakçısı Barry Seal’ı canlandırdığı film Barry Seal : Kaçakçı, ülkemizde bu cuma vizyona girdi. Biz de filmi sizler için izledik, izlenimlerimiz şöyledir efendim:

Spoilersız bir ön değerlendirme olarak; filme puanım on üzerinden yedidir. Bunda gerçekten kurguya başarıyla uyarlanan senaryosu, etkileyici ve ilginç hikayesi, keyif veren oyunculuklar ve benim beklentilerimin çok üstüne çıkan kurgusunun etkisi olduğunu söyleye bilirim.

Esasında filmle alakalı spoiler verilebilecek çok fazla taraf yok. Zira bu tarihe mal olmuş gerçek bir hikaye olduğu gibi, aslında çok da bilindik, meşhur bir hikaye. Kısaca şöyle; Barry Seal TWD isimli sivil havayolu şirketinin iç hatlar pilotudur. Ufak çapta kaçakçılıklar ve ticaretle de uğraşmaktadır. Bir gün durumu CIA öğrenir, ve kendisine orta ve güney Amerika’ya bir dizi sivil uçuş gerçekleştirip keşif fotoğrafları çekmesini isterler. Sonra işler umulmadık şekilde çetrefilleşir.

Tabii burada, ortaklarından biri tarafından keşfedilip sonradan onların hesabına çalıştığı meşhur Medellin kartelini anmadan geçmek hata olur. Son dönemin gözde yapımı Narcos’a da konu olan kartel, 70 ve 80’li yıllarda dünya basınında adından sıkça söz ettirmişti. Bilhassa da lider pozisyonundaki meşhur kaçakçı ve gangster Pablo Escobar. Son zamanlarda sinema ve televizyon yapımlarıyla yeniden popüler bir figür haline gelen Escobar, bir dönem Kolombiya’nın en önemli figürydü. Yıllar sonra güvenlik görevlileri tarafından öldürülüp birlikte fotoğraf çektirdikleri cesedinin fotoğrafı, şiddet ve vahşet karşıtı sansür uygulamalarıyla tanınan Google’da bile hala erişilebilir vaziyettedir. Tabii o yoldan gideceklere ders vermek, caydırmak amacıyla. Bizdeki ‘ibreti alem’ hesabı…

Velhasıl, Escobarı’ın küçük bir çeteden başlayıp milyon dolarlar kazanmasının öyküsü yalnız kanlı değil, aynı zamanda cazipti de. İnsanlar sadece çekinip korkmuyor, aynı zamanda merak ediyorlardı. Zira bu hikaye insanların ihtirasla arzuladığı her şeyin bir bakıma kolay yoldan kazanılışının hikayesiydi: para, şöhret, kadınlar… Tabii bu merak hasıl olunca -yani talep doğunca, arz kolundaki boşluğu kapatmak da Hollywood endüstrisine düştü. Escobar’ın hayatını ya da hayatındaki çeşitli hikayecikleri konu alan pek çok yapım ekranlara uyarlandı. Örneğin Netflix yapımı Narcos, 2016 yılında vizyona giren ve başrolünde Bryan Cranston’ın yer aldığı Infiltrator filmi… Barry Seal da bunun son örneği.

Filmin Tom Cruise haricinde aşina olduğumuz tek oyuncusu Domhnall Gleeson. Kendisini Harry Potter’dan The Revenant’a, Star Wars’dan Black Mirror’a kadar pek çok yapımda izlemiştik. Kendisi Seal’ı ilk defa işe alan CIA ajanını canlandırıyor. Bu iki aktörü, özellikle Tom Cruise’u izlerken artık diyorum ki: bunlar Hollywood’un yıldızlaştırdığı isimlerin sonuncuları. Artık oyuncu markaları yok, film evrenleri var. Artık filmin title’ının üzerinde yazan büyük isimler yok, yapım şirketi ve evren isimleri var. Yavaş yavaş Cruise gibi, Brad Pitt, Matt Damon, George Clooney, Schwarzenegger, Stallone ya da Jackie Chan, Jean-Cleaude Van Damme gibi markalar yavaş yavaş tarihe karışıyor. bu oyuncular kariyerlerini bitirdiğinde, belki sonsuza dek arkamızda kalacak. Ve Gleeson’un dahil olduğu markaların nasıl önemli franchise’lar olduğuna bakarsak, bu ikiliye eski ve yeni dönem oyuncuları gibi bir kıyasta bulunmak çok da yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum.

Ancak Tom Cruise bu son dönemi iyi geçiriyor gibi. Kendine ait Mission Impossible, Jack Reacher ve hatta Top Gun gibi markalara sahip çıkan ünlü aktör, bir taraftan da yeni yapımlara imza atmaya devam ediyor. Örneğin Universal’ın kurmakta olduğu Dark Universe’ün ilk filmi olan The Mummy ve tabii Barry Seal gibi… Dürüst olmak gerekirse, Tom Cruise’un oyunculuğunu beğendiğim pek çok film var; ilk anda aklıma gelenler Rain Man, Miniority Report, Edge of Tomorrow, The Last Samurai, Collateral, Valkyrie… Belki örnekleri çoğaltmak mümkün. Diğer taraftan rol aldığı önemli aksiyon filmleriyle Cruise, pek çok aksiyon yıldızının bile ancak hayal edebileceği bir kariyer yaşadı. İlerleyen döneminde bile hala iyi işler yapmaya devam ediyor. 44 yaşında bir oyuncunun hala bu seviyede kalması… Takdire şayan. Eminim Cruise hayranları filmden tamamen tatmin olmuş biçimde ayrılacaklardır.

Bu noktada belki bir eleştiri getirmek de mümkün ki; film çok fazla Tom Cruise odaklıydı. Günümüzde artık fenomen olma yolunda ilerleyen bir hikayeyi işlediğiniz zaman biraz daha etkileyici oyuncu seçimleri, keyifli yan performanslar, etkileyici karakterizasyonlar bekleriz. Bu filmde hiç yoktu. Burada belki The Wolf of The Wall Street ile kıyaslamak yanlış olmayacaktır. Hatırlarsanız en az DiCaprio’nun oyunculuğu kadar Margot Robbie, Jonah Hil, Jon Bernthal ve hatta küçücük rolüyle Matthew McConaughey bile konuşulmuştu, büyük beğeni toplamışlardı. Bu filmde böyle ekstra bir katkı kimseden gelmedi. Gleeson’dan bile. Orada bariz bir eksiklik hissediliyor.

Beğendiğim bir diğer şey de filmin kurgusuydu. Açılıştan itibaren müzik ve görsellerle verilen bir dönem havası vardı filmde. Bence hoş bir çeşni olmuş, kimin fikriyse tebrik etmek lazım. Sadece bu da değil, video kaset şeklindeki itiraf kayıtlarıyla örülmüş Seal’ın anlatımı da kurguya güzel bir renk katmıştı. Sanırım gerçek bir olay için doğru anlatım şekli bu. Buna uygun açılar ve kamera hareketleri de hikayeyi görsel açıdan çok sürükleyici hale getiriyordu, bu yüzden de yönetmen Doug Liman’ı tebrik etmek lazım. Özellikle hareketli kamera ve zoom-in planlar kullanmasıyla, Bourne serisinden de aşina olduğumuz mühür yönetmenlik stilini adeta bir imza gibi atmış filme.

Finale kadar çok etkileyici gelen film, bence -tıpkı gerçek hikayesi gibi- ibretengiz bir sonla bitti. Sonrasında araştırdım ki, aslında filmin genel dokusunu oluşturan itiraf kayıtlarına dair bir iz yok. Muhtemelen hikayenin daha fazlası bile vardı, ancak CIA bunun bize bu kadar bir kısmının yansımasına izin vermiş. İnsanların bildiği kadarı bile yeterince ilginç. Bu noktada filmin Amerikan hükümetini bu denli rahat eleştirebimesi de bence yapımcıların ne kadar cesur insanlar olduklarını ortaya koyuyor. Zira filmin orjinal başlığı bile ‘American Made’ (Amerikan Yapımı). Biz Türkçe’ye tercüme etmeye bile çekinirken onların böyle bir senaryo yazmış olmaları… Takdire şayan.

Filme dair izlenimlerim bu şekilde. İlla ki sinemada görmenizi tavsiye etmiyorum, ancak bence eğlenceli bir filmdi. Escobar hayranı veya Narcos dizisinin izleyicisi iseniz, hikayeye dair farklı bir bakış açısı sunacaktır. Keyifli olabilir.