Salı, Haziran 19

Hak Ettiği Değeri Görmemiş 5 Oyun

Öncelikle belirtmek isterim ki bu liste tamamen subjektifdir, yani tamamı benim görüşlerimi içerir. Sonuçta oyun dediğimiz olgu da sanat gibidir ve bazısının sevdiğini bazısı sevmez. Bugün bu listeleyeceğim oyunlar benim için tamamen “yahu insanlar nasıl bunu oynamaz, bu oyunu tüm insanlık oynamalı” skalasında oyunlar olacaktır.





1- Sleeping Dogs: Definitive Edition

Kesinlikle en anlam veremediğim oyunların başında geliyor SDDE. Gayet güzel bir hikayeye, eğer anlayabiliyorsanız kesinlikle çok komik ancak aynı zamanda akıllıca diyaloglara sahip gerçekçilik anlamında gayet ayakları yere basan bir oyun bana göre Sleeping Dogs. Kendisi için aslında Hong Kong’da geçen GTA IV diyebiliriz. Peki neden GTA V yerine IV dedim çünkü oyun her ne kadar detaylı ve güzel olsa da GTA V kadar fazla yapacak etkileşim veya harita büyüklüğü yok o yüzden bu oyunu bir GTA oyununa benzetmem gerekseydi IV daha mantıklı bir seçim olurdu. Peki nedir bu gerçekçilik, mesela çok ama çok basit bir olay ancak şehir gerçek anlamda yaşıyor, npcler etrafına tepki veriyor. Mesela yağmur yağıyorsa herkes yağmur altında sanki hiç bir şey yokmuş gibi yürümüyor bazısı şemsiye açıyor bazısı elindeki çantayı, gazeteyi vs. kafasına tutarak yürüyor veya polis arabasında sirenleri açtığınızda arabaların yanından geçerken araçlar sağa çekip duruyor ve bir bakıma yol açıyorlar. Sokak satıcılarının olması, köşe başında çetelerin kol gezmesi gibi şeyler benim açımdan şehrin gerçekten nefes alıyormuş gibi olduğu hissiyatını uyandırdı. Peki bu oyunun konusu nedir? Wei Shen (karakterimiz) gizli bir polistir ve Hong Kong mafyalarından Sun On Yee’ye sızması gerekiyordur, sadece işin içinde görev bulunmayan aynı zamanda Sun On Yee ile kişisel de bir kan davası olmasından mütevellit oraya sızıp tüm organizasyonu çökertmek için elinden geleni yapmaya kararlıdır ancak olaylar tam olarak planlandığı gibi gitmez. Daha fazla anlatıp işin heyecanını kaçırmak istemiyorum ancak oyunu oynarken mafya ve polis arasında gideceksiniz. Hikaye sizi tek bir tarafta tutacak gibi değil yeri gelecek polislere söverken yeri gelecek mafyayı yıkmak için daha canla başla çalışacaksınız. Oyun genel olarak silahlı çatışmadan çok dövüşmek üzerine gidiyor, o yüzden silahları pek kullanmayacağız, silah kullanımı konusunda oyun zaten fazlasıyla katı yani GTA daki gibi üstünüzden 20 farklı silah çıkaramıyorsunuz. En fazla iki silah taşıyabildiğiniz oyunda tabanca, pompalı ve taramalı tüfekler bulunuyor ancak sadece tabancayı cebinize koyabiliyorsunuz diyeyim, silah ya elinizde duruyor ya da yere atmak durumundasınız ki oyunda zaten silah dükkanı vb. yok o yüzden yumruklarınızı hazırlayın. Bunun dışında Definitive Edition 2 ayrı DLC ile birlikte geliyor ve sadece oyunun ana hikaye ve yan görevleriyle bitirmek 25 saati bulabiliyor. Oyunu şu anda aktif olarak oynuyorum ana hikaye ve bir dlc bitti ikincisini oynuyorum ve halihazırda 31 saati geride bıraktım. O yüzden uzun lafın kısası, eğer imkanınız varsa oynayın. Normal fiyatı 89 lira olan oyun indirim dönemlerinde genellikle 14 lira bandında oluyor ki inanın 14 lira bu oyun için hiçbir şey.



2) Kingdoms of Amalur: Reckoning

RPG oyunlarını seven biri olarak bu oyun bana ilaç gibi geldi diyebilirim. Big Huge Games’in geliştiriciliğini Electronic Arts’ın da yayımcılığını üstlendiği oyun New York Times en çok satanlar listesinde bir sürü kitabı bulunan bilimkurgu ve fantezi yazarı R.A Salvatore, Spawn karakterinin yaratıcısı Todd McFarlane ve The Elder Scrools IV: Oblivion oyununun baş tasarımcısı Ken Rolston’ın güçlerini birleştirerek yarattığı harika bir evren ve oyun. Savaş mekaniklerinin ortalamanın üstünde olduğu, belki garip gelecek ama oyunda en çok hoşuma giden şeylerden biri olan dodge mekaniklerinin ise muazzam olduğu aynı anda 3 farklı class bile rahatça kasılabilen güzel bir oyun.  Haritası fazlasıyla büyük ve bir uçtan bir ucuna gitmek bazen eziyet olabiliyor ancak neyse ki fast travel denen bir özellik var yoksa haritanın başından sonuna gitmeniz yarım saatten fazla sürebilir. Peki nedir olayımız? Bir savaş oluyor ve biz o savaşta savaşan bir asker olarak ölüyoruz ondan sonra cüce abiler bizi bir deney için alıyor ve biz deney başarılı olunca hayata dönüyoruz. Ancak bir sıkıntı var, oyunun geçtiği evrende Fateweaver denen abiler tüm herkesin kaderini okuyabiliyorken ölümden döndüğümüz için biz The Fateless One yani kadersiz oluyoruz. Şimdi belki çok saçma gelecek ancak ana hikayeye dair henüz çok bir fikrim yok çünkü oyunu oynadığım 31 saat boyunca sadece DLC görevlerini yaptım, ana hikayeden 2-3 görev anca yapmışımdır ve bu haliyle bile 2 DLC ile birlikte 31 saatlik bir oynanış süresi sunabilmek muazzam bir olay. Bu arada alacaksanız kesinlikle Collectors Edition’ı almanızı tavsiye ederim, yanlış hatırlamıyorsam normalde 59 lira olan oyunun fiyatı indirimlerde 10-20 arası bir fiyat aralığına düşüyordu.



 

3- This War of Mine

Belki de bu listedeki en can sıkıcı, en moral bozan oyundur This War of Mine. Peki neden bu olumsuz yakıştırmaları yaptığım halde değeri bilinmediğini düşünüyorum? Çünkü oyun size bunları hissettirmek için yapılmış. Adından da anlaşılacağı üzere kendisi bir savaş oyunu ancak Call of Duty veya Battlefield serileri gibi bir oyun değil, gerçek olaylardan esinlenilmiş Oyun 1992-96 arasındaki Bosna Savaşı sırasında gerçekleşen Saraybosna Kuşatması’ndan esinlenmiştir. Oyunumuz hayatta kalmak üzerine. Oyunda savaşın asıl yüzünü görüyoruz, evet cepheden cepheye koşan askerler var, evet savaş alanında yitirilen bir sürü can var ancak kimse bu zamana kadar sivillerin gözünden savaşı bu kadar güzel anlatmamıştı. Oyunda ilk başta 3 sivil olarak kendimizi bir evde buluyoruz ve amacımız savaş bitene kadar hayatta kalmak ancak bu tahmin edebileceğiniz gibi kolay bir şey değil. Çünkü oyun sizden yeri geldiğinde hayatta kalmak adına başka masum insanları öldürmenizi, onların evlerini yağmalamanızı istiyor. Bu oyun tamamen etik ve ahlak felsefesini sorgulatmak üzerine yapılmış bir başyapıttır gözümde. Ha derseniz ki yahu çalarım, öldürürüm ne var yani oyun alt tarafı işler ne yazık ki o kadar kolay olmuyor, oyunda karakterleriniz yaptıkları eyleme göre duygusal değişimler geçiriyor. Mesela bir hastaneyi soyarsanız depresyona girme ihtimalleri yüksek çünkü bu her ne kadar savaş durumu da olsa ahlaki açıdan tasvip edilen bir şey değil. Karakterleriniz depresyona girdiğinde yataktan dahi çıkmak istemiyorlar, birbirleri ile kavga edebiliyorlar ve siz bu dengeyi tutturmak zorundasınız. Ölümle yaşam arasındaki denge sadece bir mermi veya bir kap yemek uzaklıkta değil ne yazık ki. Oyunda her karakterin kendine ait bir bonusu ve bazılarının bazı ihtiyaçları var mesela sigara veya kahve bağımlılığı gibi. Bazı karakterleriniz daha hızlı veya daha fazla çanta boşluğuna sahipken bazıları da daha iyi ticaret yapabiliyor. Elinizdeki kaynakları tamamen akıllıca kullanmanız gereken yeri geldiğinde risk yeri geldiğinde ticari zekanızı konuşturmanız gereken bu oyunu kesinlikle oynayın! Oyununun da sloganında dediği gibi “Savaşta, herkes asker değildir.”



4-Life is Strange

Aslında bu listeyi düşünürken LiS aklıma geldiğinde önce bi acaba uygun mu diye düşünmedim değil ancak özellikle ülkemizde bir iki yayıncı dışında oynanmayan ve genel olarak “liseli kız simülatörü” tarzı yakıştırmalar yapılan oyunun bence çok hakkı yendiği için bu oyunu listeye almaya karar verdim. Öncelikle hayır bu oyun liseli kızlar hakkında bir oyun değil, evet iki ana karakter de lise çağında kız ancak yine de bu hikayesinin basit olduğu anlamına gelmez ki oyunun zaten en muhteşem yanı hikayesi. Bu oyun hikaye anlatımı konusunda kesinlikle muhteşem bir yapıya sahip. Müzikleri, karakterlerin birbirleri ile olan etkileşimi Telltale oyunlarının aksine verdiğiniz kararların cidden bir şeyleri değiştirmesi gibi olaylar, karakterlerle kurabildiğiniz bağ ki bu yeri geldiğinde sevgi yeri geldiğinde güçlü bir nefret ve hikayenin sonlarına doğru yaşanılan o dumurluk kesinlikle bu oyunun alıp oynanılması gerektiğinin kanıtıdır. O yüzden güzel bir hikayeye eşlik etmek istiyorsanız kesinlikle alın oynayın, pişman olmayacaksınız.



 

5-Alan Wake

Alan Wake için hak ettiği değeri görmemiş demek biraz zor olabilir çünkü çıktığı zaman da, sonrasında da adından bir şekilde bahsettirmiş bana göre kült oyunlar arasına girmesi gereken bir oyun. O yüzden zamanında gördüğü değer beni tatmin etmediği için bu satırlarda kendisini bir kez daha anarak belki o değere bir katkımın olacağı inancı içerisinde yazıyorum bu satırları. Öncelikle ne yazık ki oyunumuz artık Steam platformu üzerinde yer almıyor çünkü oyunun müzik lisansı bitti. Hal böyle olunca alıp oynamak isteyenler internetten oyunun kodunu veya kutusunu almak durumunda kalacak. Peki hiç duymadıysanız, nedir bu Alan Wake? Oyuna ismini veren ve oyunun sonunda aslında Wake kısmının neden olduğunu daha iyi anladığımız ünlü yazar Alan Wake bunalımlar yaşadığı için eşiyle bir sahil kasabasına gider ve orada küçük bir kulübe kiralar. Ancak “karanlık” onu orada “da” bulur ve çok sevdiği eşini kaçırır. Karanlığı yenebilmesi için elinde bir adet fener ve silah bulunan Alan Wake kesinlikle bu zamana kadar oynadığım en gerginlik dolu oyundu ki Amnesia veya Outlast’tan daha gerici olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bakın, korkunç demiyorum öyle bir iddiam yok ancak atmosfer sizi öyle bir geriyor ki oyunun başından kalktığınızda gerilmekten bir yerleriniz bile ağrıyabilir. O yüzden güzel bir hikaye anlatımı, gerginlik dolu anlar istiyorsanız ne yapıp edip bir şekilde bu oyunu edinin!