Cuma, Nisan 27

Dosya Konusu: Star Wars

George Lucas 1977 yılında hayatlarımızı değiştiren, adını Star Wars koyduğu bir evren yarattı. Bu öyle bir evrendi ki George Lucas ‘Ben çocuk filmi yaptım, bu kadar abartmayın.’ dese de 40 yıllık külliyatın bilançosu sadece filmler olamadı ve yarattığı evren kabına sığamayarak farklı yaratıcılar tarafından eşsizleştirilmiş sayısız sayıda, pek çok çeşitte eser ile muazzam bir büyüklüğe taşındı. İlk olarak filmleri ve küçük ekrana gelenleri inceleyecek olursak bunu dört bölüme ayırarak anlatmam gerekiyor. İlk bölüm orjinal üçleme olarak adlandırılan 1977 yapımı Star Wars: Episode IV – A New Hope, 1980 yapımı Star Wars: Episode V – The Empire Strikes Back ve 1983 yapımı Star Wars: Episode VI – Return of the Jedi filmleridir. Başrollerinde Mark Hamill (Luke Skywalker), Carrie Fisher (Prenses Leia Organa) ve Harrison Ford’un (Han Solo) yer aldığı, yan rollerde Peter Cushing (Grand Moff Tarkin), Alec Guinness (Ben Obi-Wan Kenobi), Peter Mayhew (Chewbacca), David Prowse (Darth Vader), Billy Dee Williams (Lando Calrissian), Ian McDiarmid’ın (İmparator) ve seslendirmede Anthony Daniels (3CPO), Kenny Baker (R2D2), James Earl Jones (Darth Vader), Frank Oz’un (Yoda) bulunduğu orijinal seri tam bir yıldızlar geçidiydi. Fakat başroldeki üç oyuncu için dönüm noktası olmuştu. Bu filmler o kadar büyük bir etki yaratmıştır ki yankısı romanlar, çizgi romanlar, oyunlar, çizgi diziler ve daha bir çok işle devam etmiştir ve Star Wars bunca yıldır popülaritesini hiçbir şekilde kaybetmeden bizlerin hayatlarını şenlendirmeye ve hatta şekillendirmeye devam etti ve etmeye de devam ediyor.

İlk filmlerin başarısı sonucu olarak, Star Wars’un kendine yarattığı, sanatçıların da yer aldığı hayran kitleleri yan işlerle seriyi çoğalttıkça çoğaltıp, genişlettikçe genişlettiler. Bu genişleme sinema tarihinin en kült karakterlerinden olan Darth Vader’ın Anakin Skywalker olduğu zamanları anlatan bir üçleme daha getirilmesine vesile oldu. Bu ikinci bölüm de sırasıyla 1999 yapımı Star Wars: Episode I – The Phantom Menace, 2002 yapımı Star Wars: Episode II – Attack of the Clones, 2005 yapımı Star Wars: Episode III – Revenge of the Sith filmleri idi. Başrollerinde Hayden Christensen (Anakin Skywalker), Ewan McGregor  (Obi-Wan Kenobi), Natalie Portman’ın (Padme Amidala) yer aldığı, yan rollerde Liam Neeson (Qui Gon Jinn), Ian McDiarmid (Senatör Palpatine), Samuel L. Jackson (Mace Windu), Jimmy smith (Bail Organa), Christopher Lee (Count Dooku), Temuera Morrison (Jango Fett), Pernilla August’un (Shmi Skywalker), Anakin’in çocukluğu rolünde Jake Lloyd’un, seslendirmede Anthony Daniels (3CPO), Kenny Baker (R2D2), Ahmed Best (Jar Jar Binks), Frank Oz’un (Yoda) bulunduğu ikinci seri de yıldızlar geçididir. Sonrasında Star Wars’un yaratıcısı George Lucas ve Disney Şirketi masaya oturdular ve Disney Star Wars’un da dâhil olduğu LucasArts’ı satın aldı. Satın almakla kalmadı ve serinin yan işlerinin tamamına reset attı. Bu haberin üzücü yanları da oldu, bazı filmlerde hiç geçmeyen ama romanlarda ve çizgi romanlarda yer bulan karakterler ve hikayeler resmen hiç var olmamış gibi ana evrenin dışına çıkarıldılar. Bu sözü geçen eserlere ilerideki yazılarımızda değineceğiz.

 

 

Bundan sonra üçüncü bölüme geçmeden öncelikli olarak dördüncü bölümden bahsedeceğim. Çünkü üçüncü bölüm esasında aralarında en tazesi. Dördüncü bölümün konusu: diziler ve yan filmler. Episode II ve III’ün arasında geçen olayları anlatan Star Wars: The Clone Wars ile Episode III ve IV’ün arasında geçen ve hala devam eden Star Wars: Rebels animasyon dizileri Star Wars’u küçük ekrana taşıyıp daha fazla kitleye ulaşmasını sağladı. Bu diziler çizgi dizi olmaları dolayısıyla çocuklara yönelik hayat bulup daha genç nesile Star Wars’un tanıtılmasını sağladı. Ayrıca seslendirme kastları da çok başarılıdır. Diziler filmlerde yer almayan pek çok karaktere de yer vermiştir. Yan filmler kategorisi ise 2016’da çıkan Rogue One: A Star Wars Story dışında yolda olan ve isimleri konulmamış Han Solo’nun ve Boba Fett’in filmlerinden oluşuyor. Obi-Wan’ın, Yoda’nın ve daha başka karakterlerin solo filmleri ve daha başka Star Wars filmleri de planlanmakla beraber elimizde söylentilerden başka pek bir şey yok.

 

 

Üçüncü bölüm ise Disney’in satın aldıktan sonrasında vuku buldu. Star Wars: Episode VII – Force Awakens ile 2015’te başlayan seri yeni oyunculara ve eski serinin karakterlerinin dönüşüne yer verdi. Daisy Ridley (Rey), John Boyega (Finn) Oscar Isaac (Poe Dameron), Adam Driver (Kylo Ren) yeni kadronun temelini oluşturdular. Ayrıca Andy Serkis (Yüce Lider Snoke), Domhnall Gleeson (General Hux), Gwendoline Christie (Captain Phasma) yeni serideki rolleriyle göz doldurdular. Harrison Ford (Han Solo), Carrie Fisher (Prenses Leia) ve Mark Hamill (Luke Skywalker) seri için geri döndüler. Maalesef General Leia Organa’yı canlandıran Carrie Fisher’ı, gönüllerimizin en yüce Disney Prensesini geçtiğimiz yıl 27 Aralıkta kaybettik. Bu film serinin en çok kazandıran filmi oldu. Böylece Star Wars efsanesi günümüz çocuklarının kültürel mirasına da eklenmiş oldu. Devam filmi olan Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi ülkemizde 15 Aralık 2017 tarihinde vizyonda olacak, kaçırmayın. 2019’da ise serinin son filmi olan ve daha ismi konulmamış 9. Filmini göreceğiz. Keşke tüm bunlar vizyon ve alemiyle bitse, Star Wars’un oyunları, romanları ve çizgi romanları hakkında da ileride yazılarımız olacaktır. Ayrıca oyuncaktan beyaz eşyaya her alanda etkilerini görmek mümkün Star Wars’un. Öyle orijinal, ilginç ürünler var ki, Star Wars hayatlarımızla öyle iç içe geçmiş ki bu ilginç ürünlerle ilgili ayrı bir haber yapmak zorunda kaldık. Yakında sitemizde yayınlayacağımız ‘Galaksinin, Hayranlarına Özel En Müthiş 50 Star Wars Ürünü’ haberini kaçırmayın derim.
Star Wars’un bilim kurgu olup olmadığı konusunda anlaşmazlık olduğu aşikârdır. Fanteziye daha yakın ögeler barındırır zira. Çünkü bilim kurgunun en temel dayanaklarından biri olan kendi içerisindeki tutarlılık, döneminin bilimsel bilgisine dayalı olarak geliştirilir. Geleceğe yönelik tahminler ve teknolojik gelişmeler de bu var olan bilginin ışığında uyarlanır. Tabi ki her bilim kurgunun içerisinde bilimden uzak kalmış bir şeyler yazarın hayal gücü ve yaşadığı dönem dolayısıyla kalabilir. Örneğin uzay gemilerinin savaşlarında oluşan bombardımanların ve ışın silahlarının ışın kalkanlarını delme ve gemilere isabet ettirme seslerini düşünün. Sesin yayılması için gerekli olan moleküler titreşim uzayın her yerinde yoktur. Uzay boşluğunda sesin iletimi mümkün değildir çünkü.   Ve uzayın büyük bir çoğunluğu da boşluktur. Bakın uzayda ses yayılmaz demiyorum dikkat ederseniz çünkü bu yanlış bir bilgidir esasında. Ama uzay boşluğunda ses yayılmaz. Ancak filmlerde savaş uzay boşluğunda olsun olmasın her zaman bu sesleri duyarız. Bunun en büyük sebebi o savaşları izlerken filmi sessize alıp göreceğiniz üzere seslerin, etkileyiciliği pekiştirmesidir. Ama her halükarda bilim kurgunun dayanağı bilimdir. Adı üstünde bilimin kurgusu. Ancak Star Wars kanıtlama amacı gütmediği gibi, hikayesini tamamen hayal gücüne dayandırır. Bilim kısmı pek önem arz etmez. Zira Star Wars’ta asıl olan temel dayanak Güç’tür. Ve Güç ve Güç kullanıcıları çeşitli mitolojilerin, özellikle budizmin ve doğu kültlerinin etkisiyle oluşturulur. Jediların felsefeleri yazının ilerisinde bahsedeceğimiz üzere melek, Sithlerinki ise şeytan figürlerinin yapılarına dayalıdır. Her şeyi saran Güç ise bazı açılardan Tanrı alegorisi ile eşdeğer özellikler taşır. Hatta Anakin’in babasının olmayışı İsa Peygambere bir göndermedir. Hatta isimlerin seçiminde bile Hint Mitolojisinin esamelerini görürüz. Tabi ki bunlar Star Wars’un direkt bu kavramlar hakkında olduğu anlamına gelmez, bunların hepsi alegorik esinlenmelerdir.

 

 

Star Wars’un döneminde en çok karşılaştırıldığı kurgu olan Star Trek’i düşünecek olursak; Star Trek de bir uzay operası olmasına rağmen gerçekçiliği belli açılardan daha üst boyutlardadır. İkisinde de uydurma gezegenler ve uzaylılar vardır ancak Star Trek’te aynı zamanda günümüz dünyasının 3. Dünya Savaşı sonrası olası bir geleceği işlenmektedir. İnsanlık ilerlemiş, gelişmiş ve diğer gezegenlerle ve sakinleriyle iletişime geçmişlerdir. Hatta bu iletişim sonucunda Dünyanın baş gezegen olduğu Birleşik Gezegenler Federasyonu kurulmuştur. Star Trek’te yer alan bilimsel ve teknolojik gelişmeler bilimin temel mantığına göre şekillendirilmeye çalışılmıştır. Ama Star Wars’taki durum bambaşkadır, Star Wars aslında uzay konulu fantezidir. Fakat buna rağmen bir uzay operası denilmeye devam eder.

 

Peki, bu Star Wars evreninde neler vardır? Soru yanlış oldu, neler yoktur demeliydim. Işın kılıçları, Güç ve kullanıcıları, Jedilar, Sithler, Gri Jedilar, robotlar, androidler, klon orduları, kelle avcıları, kaçakçılar, ajanlar, suikastçılar, Roma Hukukundan fırlama demokrasiye sadık cumhuriyetçiler ve asiler, diğer yanda ayrılıkçılar ve imparator sevdalıları, klanlar, federasyonlar, senatolar, konseyler, aralarındaki ittifaklar, irili ufaklı sürüyle ilginç teknolojik araç, uzay savaşları, sofistike uzay gemileri, hyperdrive, gezegen yok edici silahları, filmin başında yukarıdan aşağıya dökülen yazılar, John Williams’ın coşturan müzikleri vesaireler derken Star Wars günümüzün en yenilikçi, en yaratıcı, en felsefi, en etki bırakan evrenlerinden biridir. Ayrıca bu galakside yaratıcılık ürünü, farklı farklı ve kendine has uzaylı türleri de vardır, yaşadıkları gezegenlerin muazzam yapıları, şahane doğal güzellikleri vardır. Kimi gezegenler tamamen çölden, buzdan, lavdan veya başka zorlu şartlara dayalı doğal koşullardan oluşur. Star Wars her bir parçası hakkında ayrı haber yapmayı gerektirecek kadar geniş bir evrendir.

 

Bu evrende bir de Güç kullanıcıları olan Jedilar ve Sithler vardır. Jedi Şövalyelerinin ve Sith Lordlarının Güç dışındaki en temel silahları ışın kılıçlarıdır. Bu havalı kılıçlar çeşit çeşit şekilde kullanılabilir ve her bir kullanım şeklinin uyguladığı yöntem de farklıdır. Jedilar güçlerini huzurdan, bilgiden, sükunetten alırlar ve duyguyu, cahilliği, tutkuyu reddederler. Ölümün olmadığını, Güç’ün olduğunu söylerler. Jedilar barışın, demokrasinin ve cumhuriyetin daimi koruyucularıdırlar. Usta çırak ilişkisiyle üstatlar, küçük yaşlarda ailelerinden alınan veya öksüz kalmış genç padawanları yetiştirirler. Burada Jedilar bağlılık kavramını ortadan kaldırarak Jedi geleneğinin temel taşı olan duygulardan bağımsızlığı başrole koyarlar. Jediların evlenmeleri dahi yasaktır. Jediların sahip oldukları cumhuriyeti ve demokrasiyi koruyan karar mercisi bir Jedi Konseyi ve galaksi hakkında tüm bilgilerin yer aldığı kütüphaneleri vardır. Tabi tüm bunlar cumhuriyet döneminde geçerlidir. İşleri Sithler devraldığında asileri oynarlar. Jedilar uzman oldukları konulara göre farklı renklerde ışın kılıçları taşırlar. Bu renkler ışın kılıcı yapımında kullanılan özel taşların renklerine göre şekillenirler ve her bir rengin temsil ettiği değer başkadır. Mavi ve yeşil en yaygınları olmak üzere mor, sarı gibi renkler de kullanılır. Sadece ışın kılıçları hakkında bile başlı başına bir yazı yazılabileceği için bu yazıda sadece Star Wars’u ana hatlarıyla anlatmayı seçtim. Jedi Kanunu şöyledir;

 

‘Duygu yoktur; huzur vardır.
Cahillik yoktur; bilgi vardır.
Hırs yoktur; sükunet vardır.
Karmaşa yoktur; uyum vardır.
Ölüm yoktur; Güç vardır.’
Fakat öte yandan Jediların Güç’ün karanlık tarafını kullanan ezeli düşmanları Sithler hemen hemen aynı yöntemlerle farklı yolları izlemektedirler. Sithler Jediların duygularını baskılamalarının aksine duygularını açığa çıkararak Güç’ü kullanırlar. Korku, öfke, nefret, acı gibi kavramlar onları şevklendirip Güç’ün karanlık tarafını daha iyi kullanmalarını sağlar. Hatta Episode II’da Jedi Üstadı Yoda’nın şöyle bir açıklaması vardır: ‘Korku, karanlık tarafa giden yoldur. Korku öfkeye; öfke nefrete; nefret ise acıya yol açar…’. Onların ışın kılıçlarının rengi ise genellikle geleneksel olarak kırmızıdır. Sithlerde de Jedilarda olduğu gibi usta çırak ilişkisi vardır fakat Eski Cumhuriyet döneminde yaşamış büyük Sith Lordu Darth Bane’den beri bu ilişki İkili Yönetim ile sürdürülmektedir. İkili Yönetim’e göre ‘Yalnızca iki olmalıdır, ne daha fazla ne de daha az. Biri gücü elinde bulunduracak, diğeri onu arzulayacak.’. Jedilarda da bir üstat birden fazla öğrenciye sahip olamaz ancak Jedilar sadece iki Jedi kalacak diye bir kural uygulamazlar. Her ne kadar kendisinden önce Darth unvanını alanlar olsa da Bane ile beraber Darthlık unvanı Sithlerin yeni isimlerinin başında verilen geleneksel bir unvan oldu. Darthlık geleneği yani bir nevi Sithliğin lordluk unvanı Sithlerin önceki hayatlarının öldüğünü gösteren, o benliklerinin esamelerini yok eden bir haldı. Örneğin Darth Vader ile beraber Anakin Skywalker kimliği yok olmuş sayıldı.  Sithlerin doğaları sabrı ve gizliliği gerektirir. Karanlık taraf ile kendilerini gölgeleyerek fark edilmemeyi sağlamalıdırlar. Ayrıca Sithler karanlık tarafın en ileri teknikleri olan karanlık büyüyü de ilerleyen aşamalarda öğrenebilirler. Ancak Sithlerde de Jedilarda olduğu gibi farklı farklı uzmanlıklar vardır. Örneğin Güç’ün karanlık tarafının kullanımında ileri bir boyut olan Karanlık Büyücülük kullanan Sithler de vardır. Her ne kadar korku, öfke, nefret ve acıdan besleniyor olsalar da bunları bile en uygun şekilde halletmeye çalışarak, barbarlar gibi hareket etmeden planlarını uygularlar. Planlı ve programlı şekilde adım adım ilerlemek zorundadırlar. Sith Kanunu ise şöyledir;

 


‘Huzur yalandır. Sadece hırs vardır.
Hırsla kuvvet elde ederim.
Kuvvetle kudrete sahip olurum.
Kudretle zafer kazanırım.
Zaferle de zincirlerimden kurtulurum.’

 

Sithler ve Jediların aşırıya kaçan yollarının yanında bir de iki tarafın gücünü de kullanan ve pek bilinmeyen Gri Jedilar vardır. Gri Jedilar daha hiçbir filmde işlenmediği üzere Jedilar içerisindeki en yakın örneği Liam Neeson tarafından canlandırılmış ve Obi-Wan’ın ustası olan, Güç Hayaleti olarak Güç’le ilk birleşen Jedi olma özelliği gösteren Qui Gon Jinn’dir. Esasında Gri Jedi olmasa da gerek Jedi Konseyi ile olan uzlaşmazlıklarındaki tavrıyla, gerek Jediların geleceğe odağından ziyade yaşayan Güç’e yani şu ana gösterdiği yaklaşımıyla Qui Gon Jinn Gri Jedi olma özelliği taşır. Hatta Jedi Düzeninin bazı üyeleri onu bir Gri Jedi olarak görürler. Wookie bir Jedi Üstadı olan Tyvokka bunu şöyle açıklamıştır: ‘Jinn her şeyi kendi yoluyla yapar, o her zaman haklı olduğundan emindir, eğer onun yolunu görmezsek, her zaman kuşkucu yaklaşır. Bazıları onun Gri Jedi olduğunu düşünüyor.’. Gri Jedilar ne karanlık tarafa körü körüne bağlı kalırlar ve onun esiri olurlar ne de aydınlık tarafın duygusuzluk kanununa uyarlar. Güç’ü adeta budizmin bütünleşik Karma’sının Denge’si ile açıklarlar. Yin ve Yang onların nezdinde birdir, bütündür ve beraberdir. Yeni çıkacak filmin isminin Son Jedi olmasından yola çıkacak olursak ve bu son Jedi’ın Luke Skywalker olduğu haberi de geldiği üzere bir ihtimaldir ki filmde Gri Jedilığın felsefesi de pekala işlenebilir. Gri Jedi Kanunu ise şöyledir:

 

 

‘Karanlık Taraf da yoktur, Aydınlık Taraf da.
Sadece Güç vardır.
Dengeyi korumak için yapmam gerekeni yaparım.
Denge, beni bir arada tutar.
Kötülük olmadan iyilik olmaz ama kötülüğün yayılmasına izin verilmemelidir.
Tutku da vardır, duygu da.
Sükunet de vardır, huzur da.
Kaos da vardır, düzen de.
Ben ateşin kullanıcısı, dengenin koruyucusuyum.
Meşalenin taşıyıcısı, yolun aydınlatıcısıyım.
Ateşin koruyucusu, dengenin askeriyim.
Ben dengenin gardiyanıyım.
Ben bir Gri Jedi’ım…’


Dosya Konusu: Star Wars yazımızın sonuna geldik. Star Wars ile ilgili anlatacak çok şey var. Hepsini bütün halinde anlatmaktansa sizlere parça parça ve ayrıntılı olarak aktarmaya çalışacağız ilerideki yazılarımızda.