Pazartesi, Temmuz 16

AVENGERS: INFINITY WAR (Spoiler’lı İnceleme)

Dile kolay on yıllık, on sekiz filmlik, milyarlarca dolarlık bir franchise’ın meyvesini izledik sinemalarda. Marvel fanlığı, çizgi roman okurluğu, geek’lik bir tarafa, gişe istatistiklerini de gördükten sonra belki diyeceğiz ki ‘Evet, şüphesiz bu sinema tarihinin en büyük olayıydı.‘ Salon dışında da öyle bir süreç gelişti son birkaç ayda; hepimiz takip ettik. Dünyanın çeşitli yerlerinde fan etkinlikleri, özel gösterimler, talk show’lar… Onlarca Hollywood yıldızını bünyesinde barındıran dolgun bir kadro, ilmek ilmek örülerek bugünlere getirilen, merakla beklenen bir hikaye… Saymakla bitmeyecek bir miras.

İşte Avengers: Infinity War bizler için bu demek.

Film 27.04.2018 cuma günü tüm dünyayla beraber ülkemizde de gösterime girdi. Biz çarşamba basın gösteriminde gördük, Twitch yayınlarımızda spoilersız olarak konuştuk. Şimdi dolu dizgin spoilerlı şekilde konuşma vakti. Bendimi kaldırdım beni kimse tutamaz, zira cumartesi günü itibariyle filmi ikinci kez de izledim, ve ikinci seferde daha çok beğendim!

Öncelikle ciddi bir uyarıda bulunayım; aylardır süren ön gösterim etkinliklerinde filmin yönetmenleri tarafından bizzat yürütülen #ThanosDemandsYourSilence adındaki anti-spoiler kampanyasının ciddi bir amacı var. Şununla başlayalım;
Yukarıdaki posterde görmüş olduğunuz yirmi üç kahramanın on üçü öldü. On üç. Eğer ‘Bana bu kafi, ben çekiliyorum.’ diyorsanız saygı duyuyoruz, kaldırması kolay bir durum değil çünkü. Kalanlar ve filmi izlemiş olanlarla devam edelim.

Evvela filme dair en baskın izlenimimi aktarayım bakalım katılacak mısınız? Arkadaşlar, ne kadar hızlı bir film izledik öyle ya?! Sahneden sahneye adeta koştur koştur geçtik. Boş sahnesi, amaçsız ‘filler’ kısmı olmayan, yağsız kemiksiz bir filmdi. Ben salondan çıktığımda adeta çok yüksek bütçeli ve çok kaliteli bir mini diziyi maraton olarak izlemiş gibiydim. Tabii öyle de bir final yaptılar ki, ‘Buradan sezon finali yapamazsın abi!’ diye bağırasım geldi ekrana. Etrafıma döndüm, yüzlere baktım filmi her iki görüşümde de. İnsanların yüzündeki beklenti ve hayal kırıklığı yıkıcıydı. Eğer amaçları seyirciyi sarsmak idiyse -ki öyleydi- kesinlikle başardılar.

Tabii Avengers’ın bu kez yenileceğinden oldukça emindik biz teorisyenler. Ama ne kadar ağır yenileceği ve bunun ekrana ne kadar başarıyla aktarılacağı soru işaretiydi. İzlediğimiz şey… sarsıcıydı. Gerçekten.

Bunda filmin soluk soluğa gelçesinin de payı büyük. Ancak bu söylediğim sizi yanıltmasın, bu kadar şişko bir filmin -gerek konu, gerek gösterilmesi gereken karakter bakımından- altından kalktıklarını görmek tatmin ediciydi. Russo biraderler bu konuda rüştünü Civil War ile ispat ettmişlerdi aslında, Avengers filmi yönetmek için onlardan iyi bir aday olmadığında herkes hemfikirdi. Bu yüzde Infinity War’u da onların çekeceği açıklandığında benim içim çok rahat etmişti, ne de olsa MCU’nun en iyi filmi olan The Winter Soldier’a da imza atan onlar. Nitekim beni haksız çıkarmadılar. Saat gibi işleyen bir film ortaya koydular. Hatta daha ileri gideyim; mizah ve gerilimi inanılmaz şekilde dengeleyerek filmin seyirci üzerinde bu kadar sarsıcı bir etki yaratmasını sağlayan da yönetmenlerimiz ve MCU’nun en tutarlı ve başarılı üçlemesi olan Captain America’ya da beraber imza attıkları senaristler Christopher Marcus ve Stephen McFeely’den başkası değildir. Şapka çıkarıyorum.

Bu dörtlünün yaptıkları bir diğer harika şey de, hak ettiğimiz Thanos’u bize vermiş olmaları. Mutlaka dikkatinizi çekmiştir, her Marvel filminin sonunda devam filmlerini haber veren ‘Iron Man will return.’ ‘Captain America will return.’ ‘Spider-Man will return.’ gibi ibareler belirir. Bu filmin sonunda ne yazdı pekiyi? ‘Thanos will return.’ Bizler ‘Bana ne lan Thanos’tan, orda kahramanlar katliama uğramış, evrenin yarısı ölmüş’ dedik mi? Şahsen ben  demedim. Bu kadar iyi işlenen Thanos’u iki filmde değil, on filmde olsa izlerim o kadar net söyleyeyim. Gücü, kararlılıkla tutunduğu ve bizi hak vermekle ‘Olur mu lan öyle şey!’ demek arasında bırakan, ‘Mad Titan’ isminin hakkını sonuna kadar veren motivasyonu ve bunları tamamlayan, Josh Brolin’in CGI’dan bize şaşırtıcı dereceden başarılı geçen performansı. Thanos’a hayran kaldım. Gerçekten.

Oradan oraya koşturduğumuz senaryoda Thanos’u dantel gibi işlemeyi başarmışlar gerçekten. Özellikle bazılarımıza gereksiz gibi gelecek, tempoyu sekteye uğratıyor gibi gelecek filme ustalıkla mola verilen o sahnede, tek bir replikle verilen motivasyonunun özeti harika tadındaydı. Gamora’nın Thanos’la ilk tanıştığı flashback’ten bahsediyorum. Hatırlayın o anı; çift taraflı çakıyı gösteriyor ve şunu söylüyor ‘Perfectly balanced… As all things should be.‘ Sonrasında Knowhere’de onu öldüren Gamora’da çöküş derecesinde bir hüzün, tutsak olarak eline geçtiğindeyse beton gibi kaim bir nefret izliyoruz. Gamora’da bu iki hissiyatın dengesi… Filmin genelinde hüzün ve eğlencenin dengesi… Thanos’un evrene getirmek istediği denge… Filmin ana teması zaten bu. Bir kimya mühendisi olarak aklım direk şuna gidiyor ki, kimyasal denge reaksiyonları sonsuzda tamamlanır. Yani dengeye ancak sonsuzlukta ulaşırlar. Thanos’un evrene yapmak istediği de bu, sonsuzlukla onu dengeye getirmek. Gamora ve Thanos ilişkisi de filmin bu temasına inanılmaz hizmet eden bir yan hikaye meydana getirdi.

Film temel olarak üç ekibi takip ediyor: Iron Man-Doctor Strange-Spider Man üçlüsü, Guardians ve Cap’in yanındaki Gizli Avenger’lar. Bruce Banner hikayede katalizör görevi görürken, Thor ise filmin dört başrolünden biri gibiydi. Filmde Thor’a gerçekten inanılmaz ehemmiyet verilmiş ve çok iyi işlenmiş. Zaten film onun yaşadığı trajediyle açılıyor. Halkını, en yakın dostunu -Heimdall- ve kardeşini -R.I.P. Loki / gone but never forgotten- kaybetmesiyle. Sonunda yeni silahı Stormbreaker’la muazzam bir kudrete erişti ve tüm Infinity Stone’lara sahip Thanos’u neredeyse öldürüyordu. Thor MCU’nun en kötü filmlerine sahipken Ragnarok ve bu filmle beraber dev sükse yaptı ve filmin benim de en çok heyecanlandığım, en beğendiğim parçalarından biri oldu. Onun karizmasını ve gücünü zannederim bu kadar iyi gördüğümüz bir film daha yoktu ki bunda Ragnarok’da izlediğimiz ve fiziksel değişimlerle paralel seyreden karakter gelişiminin karaktere ve evrene kattıklarının da etkisi çok büyük. Rocket ve Groot’la oluşturdukları küçük ekibi seyretmek çok keyifliydi. Nidavellir’de küçük bir rolde izlediğimiz Peter Dinkgale‘i ise görmek çok keyif vericiydi ama anladığım kadarıyla onun da MCU’daki rolü, Matt Damon gibi tek film ve kısa bir zamanla sınırlıydı.

Şu üçlü birbirine çok yakışmadı mı yahu? Daha filmin başında bir araya geldiler ve taa Thanos’un memleketine kadar beraber gittiler. Onları bir arada izlemek çok keyifliydi, trajik finale rağmen bu üçlüyü yan yana daha çok görmeyi hayal ediyorum. Bana kalırsa filmin ustalıkla yaptığı şeylerden biriydi bu ‘bölümlendirme‘ olayı. Tüm ekibin toplanması halinde oldukça hantal olabilecek hikayeyi her karakteri eşit ağırlıkta işlemek ve hepsine bir misyon yükleyerek olaya dahil etmek harika bir fikir. Russo biraderler bu konuda televizyondan gelen tüm tecrübelerini konuşturmuşlar, bu yüzden müthiş keyifli bir şekilde ayrıldım salondan. Bu üçlü de o örneklerden biriydi. Titan’da Guardians’la buluşmaları ve finalde dünyadan fersah fersah uzak bir gezegende bize son derece insancıl bir dram yaşatmaları -ki o dram anının en önemli ögesi zannederim Spider-Man’in ölümüdür– bu çalışma yönteminin başarılı sonuçlarından sadece biri. Örneğin bir diğeri de Thanos’u alt etmede ‘Bu zavallım ne işe yarar ki Thanos’a karşı?‘ diye hor gördüğüm Mantis’e bile bir misyon, hem de önemli bir misyon yüklemeyi başarmış olmalarıydı. Sonra Doctor Strange- Stark ililşkisindeki kah gergin, kah ‘kıpslaşmalı’ yürüyen ve içimizi ısıtan dostane bir final yapan egolar savaşı da bu kümelenmenin faydalarının bir örneğiydi. Doctor Strange’in o final savaşındaki efsane şovu ise iyi yazılmış ve Strange’İn gerçek gücünü gözler önüne seren bir gövde gösterisi sekansıydı. Karakterin ve ilk filminin hayranı olarak onu filmde bu ağırlıkta görmek benim için çok keyifliydi. Büyük finale birazdan tekrar değineceğiz.

Doğru karakterleri bir araya getirdi film gerçekten de. Çünkü diğer tarafta Steve Rogers var. Ve Secret Avengers var. Pes etmeyen kahramanımız ve onun Avenger’ları. ‘Onun’ evet, çünkü Age of Ultron’un finalini hatırlayın. Steve’in gidip sahip çıktığı kişiler, yine onun bir araya getirdikleri. Vision, Rhodey, Falcon, Wanda ve Natasha. Çünkü o Captain America, o Avengers’ın lideri. Ve bir lidere ihtiyaç duyduklarında yine orada. Filmde çok baskın olmasa da ihtiyaç duydukları anda ortaya çıkışıyla, Avengers üssüne dönüp Ross’a posta koyuşuyla, yardıma ihtiyaç duyduklarında onları Wakanda’ya getirişiyle, Wakanda savaşında T’Challa’yla beraber kopup en önden düşmanın üzerine atılışıyla, şu aşağıdaki anla ve trajik finalde ‘Oh god…‘ nidasıyla Steve Rogers. Baş rolde, ama ön planda değil. Lider, ama bir numarada değil. Ekibinin bazen önünde, bazen yanında, bazense arkasında. Kaybedeceğini bilse de bir ‘titan’ın karşısında. Avengers’ın liderinin olması gerektiği gibi. Captain America’nın olması gerektiği gibi. Bunu anlatan tek bir an mı istersiniz filmden? Ektedir.

Glasgow’daki Hüsnü Kebap amcamızı ve ummadık bir anda yırtık dondan çıkar gibi karşımıza çıkan Red Skull‘ı -fazla bir şey söylemeye gerek yok, ona da filmde yer vermeleri hem beklenmedik hem de çok hoştu- saymazsak konuşmamız gereken bir şey kaldı ki o da filmin finali.

Yedi milyar tek yürek, akıllarda tek soru: ‘Ne olacak?‘ Öncelikle ne olduğunu bir özetleyelim: Thanos bir parmak şıklatmayla kainatın yarısını sildi. Bu yarımın içinde şunlar da var: Spider-Man, Doctor Strange, Black Panther, Winter Soldier, Falcon, Wanda, Drax, Mantis, Groot, Star-LordVision, Gamora ve Loki ise doğal yollarla ölen diğer karakterlerimiz.

Buradan sonrası biraz teori işi. Bir defa şu var, doğal yollarla ölen karakterleri tekrar görme imkanımız olduğunu sanmıyorum. Yani onlara sonsuza dek veda etmiş olabiliriz. Enteresandır, hepsi bir biçimde sonsuzluk taşlarını alma yolunda kurban edildiler. Güç ve uzay taşları için Nova Halkı ve Asgard halkı ile Heimdall ve Loki, Gerçeklik taşı için Knowhere sakinleri ve The Collector, ruh taşı için Gamora, zihin taşı için Vision kurban edildi. Bu karakterlerle muhtemelen kalıcı olarak vedalaştık. MCU’nun yeni fazı için böyle bir yaprak dökümü bekleniyordu elbette ama yine de yüreklerimiz bir burkulmadı değil.

Diğer karakterler için ise ben bir şekilde geri dönüş ümidi olduğuna şiddetle inanıyorum. Çünkü benim nazarımda özellikle Spider-Man, Doctor Strange ve Black Panther MCU’nun yakın gelecekteki olmazsa olmaz üç ismi. Guardians’dan geriye ise bir tek Rocket kaldı, stüdyonun onları da geri isteyeceğini tahmin ederim. Ama nasıl? Titan savaşında Doctor Strange -ne hikmetse bir defaya mahsus- zaman taşını kullanarak geleceğe yaptığı yolculukta on dört milyon altı yüz beş olası senaryoyu gördüğünü ve bunlardan sadece birinin kazanıldığını söylemişti. Biz Star-Lord’un saçma sapan raydan çıkışı sonrası bu senaryonun beklenmedik bir etkiyle bozulduğuna, savaşın kaybedildiğine inandık Strange taşı teslim ederken. Ya öyle değilse? Ya Strange olası senaryoyu bu haliyle görüp taşı vermeye razı olduysa? Gemide Stark’a ‘Sen ve çocukla taş arasında seçim yapmam gerekirse taşı seçerim bilmiş ol.’ deyip, sonra Thanos’a ‘Stargk’ın canını bağışla, sana taşı vereyim.’ demesi neden olabilir? Dahası, son sözlerini hatırlayalım Strange’in: ‘Tony… That was the only way.‘ Belki de adam orada ‘Kazanmamızın tek yolu buydu.’ demek istiyor ne belli? Benim inancım bu yönde, o yüzden karakterlerin geri dönmemek üzere gittiklerini hiç mi hiç sanmıyorum. İçiniz rahat olsun, 2019’da bu teorim ispatlanacak eminim.

Bir de post-credit sahnesine değinecek olursak… Yaklaşık bir dakikalık sahnede iki çok keyifli detay vardı. İlki Samuel L. Jackson’un ‘motherf…’ anı ki, gülmekten kendimi alamadım çok tatlı bir nüanstı. İkincisiyse arabadan aldığı, elinde gördüğüm an beni ‘Aha Captain Marvel!’ diye bağırtan o detay: çağrı cihazı. Daha kozmik falan belki ama.. bildiğimiz çağrı cihazı be o! Captain Marvel filminin 90’larda geçtiğini biliyoruz, tüm bu olaylar sırasında da ortaya çıkmadığına göre yirmi yıldır dünya ile tek bağlantısı o çağrı cihazı demek ki. Zaten onu Avengers IW-4 ortak setinde görmüştük. Solo filmi ise Avengers 4’ün hemen birkaç ay öncesinde görücüye çıkacak. Bakalım, heyecan ve merak ile bekliyoruz.

Evet gelelim sizlerin filmle alakalı görüşlerinize. Biz burada bin yedi yüz altmış dört kelimede derleyip toparlamaya çalıştık, sizler de bu yazı ve film hakkında görüşlerinizi bizlerle paylaşmayı ihmal etmeyin. Sağlıcakla!